Anıtkabir İnşaat Süreci

Anıtkabir inşaat sürecine, 1 Haziran 1944 tarihinde başlanması ve kamulaştırılma çalışmaları için Bayındırlık Bakanlığı’na ilk etapta 1.000.000 TL ödenek tahsis edildi. 4 Temmuz 1944 tarihinde Bayındırlık Bakanlığı şartname kapsamında Prof. Emin Onat ve Doç. Orhan Arda ile projenin uygulanması ve kontrolü haklarının eser sahibine ait olması nedeniyle sözleşme imzaladı. Bu tarihlerde Rasattepe ve çevresinin ilk ağaçlandırma çalışmalarına başlandı.

Anıtkabir’in Temelinin Atılışı

4 Eylül 1944 tarihinde Bayındırlık Bakanlığı birinci kısım inşaatı ihaleye çıkardı. Birinci kısım inşaat, Rasattepe’nin toprak tesviyesi ile Aslanlı Yol’un istinat duvarlarının yapılmasını ihtiva ediyordu. İnşaatın kontrol mühendislik hizmeti Bayındırlık Bakanlığı Yapı ve İmar İşleri Reisliğine verildi ve şantiye binası olarak rasathane binası kullanıldı.

Anıtkabir İnşaası
Anıtkabir’in İnşasında çalışan kişi dinlenirken

Anıtkabir’in inşaatına 9 Ekim 1944 günü saat 10.00’da görkemli bir temel atma töreni ile başlandı. Törene Başbakan Şükrü Saraçoğlu, bakanlar ve kalabalık bir davetli topluluğu katıldı. Bayındırlık Bakanı Sırrı Day, törende şu konuşmayı yaptı;

Aziz Başbakanım, Değerli arkadaşlarım,

Türk Milleti 10 Kasım günü en kıymetli evladı Atatürk’ü kaybetmişti. Bunun acısı milletimizin kalbinde bütün tazeliği ile ebedidir. Ancak bizi teskin eden, kuvvet ve kudretimizi sağlayan iki mazhariyetimiz vardır. Biri Atatürk’ün ebedi varlığının, inkılapçı ruhunun daima içimizde ve aramızda olduğuna inancımız, biri de cumhuriyetimizin, milletimizin ve partimizin başında aziz milli şefimiz İnönü’nün bulunuşudur. Gerçekten, bu iki büyük kuvvet etrafında birleşen milletimiz, yaratılan büyük eseri korumak, büyütmek ve ileri medeniyet seviyesine varmak için hızla ve imanla çalışmakta, inkılabımız daha çok ileri merhalelerine varmaktadır.

Hep biliriz ki, Atatürk, kendisini hatırlatmak için bir anıta, bir abideye ihtiyacı olmayanlardandır. Türkiye Cumhuriyeti, maddi manevi bütün varlığı ile Atatürk’ün büyük ve yıkılmaz anıtıdır. Ancak kendi hislerimizi tatmin ve minnettarlığımızı ifade etmek ve en kutsal bir ziyaretgahı kurmak içindir ki Anıtkabir’in inşası o felaket gününden beri kararlaşan bir amacımız olmuştur.

Bu ehemmiyetle yapıya başlamak için, lüzumlu hazırlıklar devamlı çalışmalarla ikmal edildi. Bugün ilk kazmanın vurulmasından itibaren inşaat devresine geçmiş olunacaktır. Bu hizmetin kendisine emanet edilmesini büyük bahtiyarlık bilen Bayındırlık teşkilatının bütün dikkat ve gayretini harcayarak ve muhtaç olduğu yardımlarınıza mazhar olarak muvaffak olacağına eminim.

Başvekilimizin isabetli rehberliği, kıymetli ve devamlı alaka ve yardımları, işlerimizin başarısı için bize daima cesaret ve emniyet vermektedir. Kendilerine bu vesile ile tekrar şükranlarımı sunmak için müsaadelerini rica ederim. Sözlerime son verirken Atatürk’ün büyük adını bir daha hürmetle anar, milli şefimiz İnönü’ nün başımızda daima var ve mesut olmasını candan dilerim.”

Bayındırlık Bakanının bu konuşmasından sonra Yapı ve İmar İşleri Başkanı Sırrı Sayarı’nın inşaat hakkında teknik bilgileri sunmasını müteakip temele ilk kazmayı Başbakan Saraçoğlu vurdu. Sonra sırası ile bakanlar, generaller ve törene katılan kuruluş temsilcileri de temel kazılmasına sembolik olarak katıldılar.

Anıtkabir inşasının başlaması nedeniyle Bayındırlık Bakanı, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye şu telgrafı gönderdi;

“Büyük Reisicumhur,

Anıtkabir’in inşasına bugün Başvekilimizin uğurlu eli ile başlandı. Kendisine bu kutsal işin emanet edilmesiyle bahtiyarlık duyan Bayındırlık camiası eserin yüksek ilham ve iradeleri dairesinde en kısa zamanda ve en başarılı şekilde bitmesi için bütün gayretleri ile çalışacağına itimat buyrulmasını en derin tazim hisleri ile arz eder, ellerinizden öperim.”

Sırrı Day Bayındırlık Bakanı

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü de başarı dileklerini sunan şu cevabı telgrafı gönderdi:

Sırrı Day, Bayındırlık Bakanı Ankara

Anıtkabir’in temeli atılması münasebetiyle yazdığınız telgraf için çok teşekkür ederim. Anıtkabir’in yüksek mevzuuna layık tarihi bir eser olması için milletimizin gösterdiği dikkat, eserin mümkün olduğu kadar süratle bitirilmesini candan temenni ettirmektedir. Sebatlı ve devamlı çalışma ile Bayındırlığımızın tam bir başarısını tebrik ettiğim gün kendimi bahtiyar sayacağım.

İsmet İnönü Cumhurbaşkanı

1 Kasım 1944 tarihinde Anıtkabir inşaatı başladıktan bir süre sonra Hükümet, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Anıtkabir inşaatı için ödenek tahsisine yetki isteyen bir kanun tasarısı sundu. Bu tasarıya göre, 1945-1949 yıllarını kapsayan dönem için her yıl 2.500.000 TL yi aşmamak üzere 10.000.000 TL ye kadar geçici taahhütlere girme yetkisi hükümete veriliyordu. Kanun tasarısının mecliste görüşülmesi esnasında söz alan Bayındırlık Bakanı, Anıtkabir için gerekli arazinin kamulaştırılmasının tamamlandığını, ancak halen incelenmekte olan ve genişletilmesi düşünülen inşaat projesinin kabulü halinde bir kısım arazinin daha kamulaştırılmasına ihtiyaç duyulacağını, bu maksatla ek ödenek talep edilebileceğini açıkladı.

Genel Kurulca, birinci maddesinin daha açık bir şekilde ifade edilmesi için tasarı Bütçe Encümenine sevk edildi. Bütçe Encümeninde gerekli değişiklik yapılarak 22 Kasım 1944 tarihinde Meclis Genel Kurulu’nda tartışmaya açıldı. Genel Kurul’da söz alan Trabzon Milletvekili Mithat Aydın, “Anıtkabir proje yarışmasının, dünyanın bunalımlı bir dönemine rastladığı, bu yarışmaya değerli profesörlerin katılımının sağlanamadığını, fakat bir Türk projesinin kabul edilmiş olmasının övünülecek bir durum olduğunu” belirterek 10.000.000 TL ödeneğin tahsis edilmesinin yerinde olacağını ifade etti. Kanun, 283 milletvekilinin oyları ile 22 Kasım 1944 tarihinde kabul edildi.

Aşağıdaki maddelerden oluşan 4677 no. lu kanun 4 Aralık 1944 tarihinde yürürlüğe girdi.

1. Anıtkabir inşaatı için, senelik ödeme miktarı 2.500.000 TL. yi geçmemek ve her yıl bütçesine konacak parayla ödenmek üzere 10.000.000 TL. ye kadar, 1945-1949 yıllarında geçici taahhütlere girişmeye Bayındırlık Bakanı ve faizleriyle birlikte bu miktarı geçmemek üzere bono ihracına Maliye Bakanı yetkilidir.

2. Bu kanun yayınlanma tarihinden itibaren geçerlidir.

3. Bu kanun hükmünün icrasında Bayındırlık ve Maliye Bakanları görevlidir.

9 Ekim 1944’de yapımına başlanan Anıtkabir inşaatı dört aşamada planlandı ve 1 Eylül 1953’de bitirildi.

Anıtkabir’in İnşaat Evreleri ve Projede Yapılan Değişiklikler

Birinci Kısım İnşaat

Toprak tesviyesi ve Aslanlı Yol’un istinat duvarlarının yapılmasını kapsayan birinci kısım inşaatın yapımı, 9 Şubat 1944’de müteahhit Yüksek Mühendis Hayri Kayadelen’e ihale edildi. 3 Mayıs 1945’de Prof. Emin Onat, Yapı ve İmar İşleri Başkanı Sırrı Sayan ve Anıtkabir Kontrol Şefi Ekrem Demirtaş tarafından “Anıtkabir İnşaatı Çalışma Programı” hazırlandı.

anıtkabir inşaası Aslanlı Yol
Birinci kısım inşaata 9 Ekim 1944 tarihinde başlandı ve Ekim 1945’de tamamlandı.

Buna göre, Aslanlı Yol bölümünün denge ve dayanıklılık araştırmaları Yüksek Mühendis Ali Kranti, temel sistemin belirlenmesi ve zemin gerilimlerinin incelenmesi Prof. Hamdi Peynircioğlu tarafından yapıldı. Birinci kısım inşaata 9 Ekim 1944 tarihinde başlandı ve Ekim 1945’de tamamlandı.

İkinci Kısım İnşaat

Mozole ve yardımcı binaların yapılmasını kapsayan ikinci kısım inşaatı, 29 Eylül 1945’de Rar-Türk Limited Sosyetesi’ne ihale edildi.

Anıtkabir yapısının temel ve inşa durumunu incelemek üzere 12 Şubat 1946’da Bayındırlık Bakanlığı’nda yapılan toplantıda, anıtın yapılacağı Rasattepe’nin temel bakımından yapılan incelemesinde, Anıtkabir inşaatı için elverişli olduğu ve mimari projede belirtildiği gibi bu yerde yapılmasına teknik bir engel olmadığı kararlaştırıldı.

Bunun yanında, üst yapının zemine vereceği basıncın azaltılması, yer sarsıntılarına karşı dayanıklılığın arttırılması, esnekliğin ve yekpareliğin sağlanması maksadı ile kombine kagir ve betonarme bir sistemle inşa edilmesinin uygun olacağı, binanın bütün statik hesaplarında, depremin etkilerinin göz önünde tutulacağı bu toplantıda kararlaştırıldı.

Bayındırlık Bakanlığı’nda 13 Şubat 1946 tarihinde yapılan ikinci bir toplantıda, Anıtkabir inşaatının kagir ve betonarme yapı sistemine göre, temel basıncının azaltılması göz önünde tutularak, statik hesapları yapacak olan mühendis ve Bayındırlık Bakanlığı yetkililerinin görüşleri de alınarak, esas kitlenin ileride büyük değişikliklere uğramayacağı düşüncesi ile bir temel projesi hazırlanması kararlaştırıldı.

1947 yılı sonuna kadar mozolenin temel kazısı ve izolasyonu bitirilmiş, her türlü çöküntüleri engelleyecek olan 11 metre yüksekliğinde betonarme temel sisteminin demir montajı bitirilme aşamasına gelmişti. Ayrıca, yardımcı binalardan bir bölümü ile giriş kuleleri de bitirilmek üzereydi. Yolların toprak düzenlemesinin önemli bir kısmı yapılmış, bir kısım yolların kaplamaları, fidanlık tesisi, arazi tesviyesi, park içi yollar, ağaçlandırma çalışmaları ve arazinin sulama sisteminin büyük bir bölümü tamamlanmıştır. Bütün bu işler için 4.000.000 TL harcandı.

İkinci kısım inşaatı yüklenen müteahhit firma, yapılacak işlerin ihale bedelinin % 20’sini aştığını ve bunun iş programındaki süre içinde planlanan işlerin bitirilmesinin mümkün olmadığını belirtmişse de Bayındırlık Bakanlığı’nca bu iddia yersiz bulundu.

Müteahhit firma, projenin 1 Şubat 1946’da tadil edilmesi nedeniyle kullandıkları beton ve demir miktarının ilk keşiflere göre daha fazla olduğunu, bunun sonucu olarak zarar ettiğini ileri sürerek Bayındırlık Bakanlığı’ndan fiyat farkı talep etti. Bakanlıkça bu talep başlangıçta uygun görülerek 240.000 TL. fiyat farkı ödenmesi düşünüldü ve konu iki kez Danıştay Başkanlığı’na incelettirildi. Ancak, Danıştay 7 Temmuz 1947 tarihli sözleşmeye göre idarenin proje üzerinde her türlü tadilatı yapmaya yetkili olmasından dolayı müteahhit tarafından talep edilen fiyat farkının ödenmesine imkan olmadığına karar verdi ve durum müteahhite bildirildi.

Müteahhit firma, bir yandan sözleşme hükümlerine göre işe devam etmekle birlikte söz konusu anlaşmazlık nedeniyle 1949 yılında Bayındırlık Bakanlığı aleyhine 2.000.000 TL lik bir tazminat davası açtı. Dava, Bayındırlık Bakanlığı lehine sonuçlandı. Karar müteahhit firmaya bildirilirken, iddiasının devam etmesi halinde sözleşmenin iptal edileceği ve yeni bir ihale açılacağı da ifade edildi. Müteahhit ile olan anlaşmazlığı duyan Yüksek Öğretim gençliği büyük bir coşku ile gönüllü olarak Anıtkabir inşaatında çalışmaya başladı. 1944 yılında kabul edilen 4677 sayılı kanunla Anıtkabir inşaatına tahsis edilen 10.000.000 TL lik ödeneğin, 1 Mart 1950 gün ve 5581 sayılı kanunla 24.000.000 TL ye yükseltilmesinden sonra ikinci kısım inşaat hızlandırıldı.

Anıtkabir İnşaatı İçin Ek Ödenek Talebi

Başbakanlıkça, 1 Şubat 1950 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulan ek ödenek talebi ile ilgili kanun tasarısının gerekçeleri şu şekilde özetlenebilir:

Asırlara intikal edecek anıtın, 4677 sayılı kanunla verilen 10.000.000 TL lik ödeneğe istinaden keşif bedeli üzerinden ihalesi yapılmıştır. İnşaatın 31 Aralık 1949 tarihinde bitirilmesi kaydı ile 29 Eylül 1945’de sözleşme yapılarak işe başlanmıştır. Anıt projeleri kagir olması esasına göre hazırlanmışken, yapılan sondajlar sonucunda çok ağır olan bu kitle için temel zeminin yeter derecede uygun bulunmayışı, statik hesapların düzenlenmesinde son zamanlarda memleketimizde sık sık meydana gelen deprem etkilerinin daha emniyetli bir şekilde dikkate alınmasını zorunlu kılmıştır. İstanbul Teknik Üniversitesi profesörlerinin de katıldığı bir komisyon tarafından yapılan incelemeler sonucunda, kitlenin hafifletilmesi ve bağlantılı olabilmesi için son kagir sistemi yerine, betonarme iskeleti ve içi dışı taştan olan bir sisteme göre inşa edilmesine karar verilmiştir.

Gerek bu sistem değişikliği gerek anlaşmanın yapılması sırasında fiyatların düşmeye doğru gösterdiği eğilim dolayısıyla diğer büyük işler gibi, Anıtkabir inşaatı da değişen fiyat esası üzerinden ihale edilmiş ise de, bu zaman içinde fiyatlarda tahminlerin üzerinde yükselmeler olması, diğer taraftan yeniden bir bölüm arazinin daha kamulaştırılmasına gerek görülmesi nedeniyle, bu yapının bütün ayrıntıları ile bitirilmesi için 14.000.000 TL ek ödeneğe ihtiyaç olduğu tespit edilmiştir. 1950 yılı sonuna kadar, Anıtkabir’in ara katı, yardımcı binalar çatıya kadar, müze ve kabul kısımlarının birinci kata kadar olan kaba işleri, Aslanlı Yol ve giriş kuleleri inşaatı bitirilecektir. Bundan sonra ise;

1. 65.000 metrekarelik sahanın kamulaştırılması.

2. Mozole’de ara kattan yukarı kısmın inşaatı.

3. Yardımcı binaların kaba kısımlarının bitirilmesi.

4. Binaların her türlü kaplama, doğrama, tesisat ve süsleme işleri ile döşemelerinin yapılması.

5. Parkın toprak işleri, istinat duvarların, yolların ağaçlandırılması ve her çeşit tesisatın ikmali yapılacaktır.

Dönemin Bayındırlık Bakanı Şevket Adalan 3 Mart 1950’de, Anıtkabir ikinci kısım inşaatının kaba işlerinin yıl içinde tamamlanacağını Başbakanlığa bildirdi. Ek ödenek tahsis edilmesi sonucunda, devam eden diğer inşaat işleri ile birlikte kabartma, heykel ve Şeref Holü’nde yapılacak işlerin de tespit edilmesi gerekiyordu. Bunun için; Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara Üniversitesi ve Türk Tarih Kurumu üyeleri ile Bayındırlık Bakanlığı temsilcisi ve proje mimarlarından oluşacak bir komisyonun görevlendirilmesi kararlaştırıldı. İkinci kısım inşaat 8 Ağustos 1950’de tamamlandı.

Üçüncü Kısım İnşaat

Anıtkabir üçüncü kısım inşaatı; anıta çıkan yollar, Aslanlı Yol ve Tören Meydan’ının taş kaplama işleri, mozole üst döşemesinin taş kaplanması, merdiven basamaklarının yapılması, lahit taşının yerine konması ve tesisat işlerinin yapılmasını kapsıyordu.

Dördüncü Kısım İnşaat

Anıtkabir dördüncü kısım inşaatı; Şeref Holü’nün döşemesi, tonozlar alt döşemeleri ve Şeref Holü çevresi taş profilleri ile saçak süslemelerinin yapılmasını kapsıyordu. Dördüncü kısım inşaat müteahhit Muzaffer Budak’a ihale edildi.

Anıtkabir İnşaası Mozole
Dördüncü kısım inşaat müteahhit Muzaffer Budak’a ihale edildi.

Anıtkabir İnşaatında Revizyon Teklifi

Anıtkabir inşaatının daha ucuz maliyetle ve süratle bitirilebilmesinin mümkün olup olmadığını araştırılıp sonuçlarını bir raporla hükümete arz etmek üzere, Bayındırlık Bakanlığı Müsteşarı Muammer Çavuşoğlu başkanlığında, Prof. Paul Bonatz, Prof. Sedat Eldem, Prof. Emin Onat ve Doç. Orhan Arda’dan oluşan komisyon 20 Kasım 1950 tarihinde toplandı.

Komisyonda oluşan görüşler şu şekilde özetlenebilir;

1. En büyük tadil şekli, bugünlerde bitmek üzere olan Şeref Holü’ndeki platformu, taşla kaplayarak üzerine konacak lahitle (sarkofaj) yetinmektir. Bu kış inşaatı yapıp, yan binaları bitirdikten ve meydanları düzenledikten sonra, asıl mozole kısmının kaldırılması düşünülse de ortak kanaatimizce bu durum Ulu Önderin kişiliğine uygun düşmez ve lahitin bu muazzam saha üzerinde yalnız başına konulması ile hiçbir zaman yüce bir etki sağlanamaz.

2. İkinci düşünce, esas platform üzerindeki lahitten başka, sadece dış kolonlar sırasının ve bunları bağlayan kornişlerin inşasıyla yetinmektir. Bu durumda da anıtta beklenen ağırlık ve asalet sağlanamayacaktır. Haliyle, gelecekte abideyi eski plan ve projelere göre tamamlama imkanı vardır. Fakat komisyon yarım kalmış veya geçici bir eser yaratak fikrinde olmayıp, planın basitleşmesine rağmen, elde edilecek sonucun kesin sonuç olması kanaatindedir.

3. Üçüncü düşünce, Mozole’nin kolonat üstünde yükselen kısmının kaldırılması meselesidir. Bu düşünce iki noktada incelenebilir;

-Bu kısmın kaldırılmasından sonra, binanın dış görünüşü nasıl olacaktır?

-İç etkisi ne durum alacaktır?

1/100 ölçekli maket üzerinde yapılan incelemeler, yapı mahallinin incelenmesi ve şehrin çeşitli noktalarından bu görünüşün kontrol edilmesiyle komisyonumuz, dış görünüş itibariyle kolonat üstündeki kitlenin yükselişinin muhakkak lüzumlu olmadığı neticesine oy birliği ile varmıştır. Hatta bu şekilde anıt daha asil bir karakter kazanabilir. Bu itibarla kolonat üzerindeki kitlenin kaldırılması anıtın güzelliğini bozacak bir değişiklik değildir.

İç görünüş itibariyle esaslı bir değişiklik icap etmektedir. Şeref Holü’nün alçak bir tavanla örtülmesi, mevcut projedeki yüksek hacmin verdiği ulvi etki yanında çok zayıf kalırdı. Bu nedenle iç mimarinin değişmesi gerekmektedir. Bu durum, üstü açık bir şekilde mimari unsurlarla çevrelenmiş bir tarzda teşkil edilecek olursa bunun neticesinde eski yüksek hacme ihtiyaç duyulmayacaktır. Eğer hükümet bu şekli uygun görür, programdaki kapalı bir Şeref Salonundan vazgeçerek lahidin açıkta ve etrafı duvarla çevrili mezar odası içinde bulunması fikrini kabul ederse, anıt çok daha sadeleşmiş bir vaziyet alacaktır.

Asıl mezar, platformun bir kat aşağısında bir mahalde ve topraktadır. Büyük granit lahdin ciddiyeti ve asaleti her mevsimde ve her türlü hava tesirlerine maruz, gece gündüz gök kubbenin altında bulunmasıyla azalmayacaktır. Komisyon üyeleri, anıt mimarları da dahil olduğu halde, bu şekilde değişik tesir ve güzellikte bir anıt yaratılacağı kanaatindedirler.

anıtkabir inşaası asıl mezar
Asıl mezar, platformun bir kat aşağısında bir mahalde ve topraktadır.

Planların bu şekilde tadiliyle inşa edilecek hacmin azalması ve inşaatın sadeleşmesi zamandan ve maliyetten önemli tasarruflar sağlayacaktır. Komisyon raporu Bakanlar Kurulunda incelenerek kabul edildi. 30 Aralık 1950 tarihinde yaptığı basın toplantısında Bayındırlık Bakanı, bu tadil şekli ile Anıtkabir inşaatının Kasım 1952’de bitirilebileceğini ve böylece iki sene kazanılmış olacağını, ayrıca da inşa ve kamulaştırma bedelinden de 7.000.000 TL ye yakın bir para tasarruf edileceğini açıkladı.

Prof. Emin Onat bir makalesinde inşaatta yapılan dördüncü tadil şeklini şöyle açıklamıştır.

4 Aralık 1951 tarihinde hükümet, Şeref Holü’nün ikinci projedeki 28 metrelik yüksekliğini azaltarak, yapı müddetinden bir tasarruf temin etmek imkanının mevcut olup olmadığını mimarlara sordu. Yaptığımız çeşitli maketler ve etütler sonucunda bu yüksekliğin, kolonatı yükselterek azaltılabileceği sonucuna vardık ve Şeref Holü’nü taş bir tonoz yerine, bir betonarme tavan ile örterek bunu temin etmenin mümkün olduğunu gördük. Bu hal tarzı esasen deprem bakımından büyük zorluklarla karşılaştığımız taştan tonoz yapının teknik mahzurlarını da ortadan kaldırıyordu.

Hükümet, mimarların bu görüşüne katılarak mozolenin üzerinde Milli Mücadele ve Türk inkılabını canlandıran kabartmaların yer alacağı çepeçevre dört duvardan oluşan ikinci kattan vazgeçerek, projeyi bugünkü şekli ile uygulamıştır.

Cevap Bırakın

Please enter your comment!
Please enter your name here