8.2 C
New York kenti
Cuma, Aralık 4, 2020

Buy now

Atatürk, Vatansever, Milliyetçi ve Barışçıdır

Atatürk’e göre milleti, kan birliğinden çok, ülkü ve kültür birliğinin oluşması ortaya çıkarmaktadır. Eğer bir ülkede yaşayan insanlar arasında, dil, kültür, ülkü ve çıkar birliği kurulabilirse orada sağlam temellere dayalı bir millet var demektir. Bu fikir devletin Türk Milleti vasıflarına ve medeniyetine istinat etmesi fikridir. Buna Türk Milliyetçiliği diyebiliriz.

Atatürk’ün Vatanseverliği

Vatanını ve milletini her şeyin üstünde tutan Atatürk’ün vatanseverliği çocukluğundan gelmektedir. Mesela 1897 Türk-Yunan savaşına katılmak istemesi buna örnektir. Bununla ilgili olarak Atatürk; Gençliğimin en heyecanlı günlerini yaşadım. Küçük yaşıma bakmayarak gönüllüler arasına katılmak istiyordum demektedir. Aynı şekilde Sakarya muharebelerinde üç kaburga kemiği kırık olarak bir koltuğa mıhlanmış ancak hiç uyumadan yirmi iki gün yirmi iki gece savaşı yönetmiştir.

Atatürk, düşmanlarını bile kolay bağışlayan alicenap bir liderdi. İstiklâl savaşımız sırasında Afyon savaşında yenilip esir düşen Yunan orduları başkomutanı Trikopis’in elini sıkarak onun her komutan yenilebilir, üzülmeyiniz generalim diye gönlünü almış ve kılıcını geri vermiştir.

Ancak Mustafa Kemal, affediciliğini vatanına ihanet edenlere karşı göstermemiştir. Örneğin 26 Mayıs 1920 tarihli bir Bakanlar Kurulu kararında vatana ihanet edenlerin vatandaşlık hukukundan çıkarılması ve milletimiz arasından gönderilmesini sağlayan Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun oybirliği ile kabul edilmesini temin etmiştir.

Atatürk’ün Vicdanı

Mustafa Kemal bir askerde olması gereken güven, cesaret, sorumluluk alma, muhtelif ihtimalleri çok iyi hesaplama, hızlı karar alma gibi birçok özellikleri kendinde taşımaktaydı. Bununla birlikte o, harp taraftarı olmamıştır. Ona göre; Harp zarurî ve hayatî olmalı, gerçek kanaatim şudur; Milleti harbe götürünce vicdanımda acı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı ölmeyeceğiz diye harbe girebiliriz. Lakin millet hayatı tehlikeye uğramadıkça harp bir cinayettir. Halbuki kendi çağdaşı olan Mussolini, insan enejisini en yüksek düzeye çıkaran yalnız savaştır derken, Hitler ise fazileti savaşta görmüş ve savaşçı felsefenin ateşli savunucularından olmuştur.

Onun, Anzaklardan yani Avusturalyalı ve Yeni Zellandalılardan ölenlerin annelerine yolladığı mesaj da ibret vericidir: Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada bir dost vatanın topraklarındasınız. Huzur ve sükûn içinde uyuyunuz! Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra, artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.

Atatürk Barışı Tercih Etti

İsmet Bozdağ; Atatürk’ün barışçı yönünü vurgularken şöyle demiştir; Dünyanın en iyi yetişmiş askerlerinden biri olduğu halde barıştan yanaydı. Yurtta Sulh Cihanda Sulh sözü bunun göstergesidir. Bütün hayatı boyunca barışı korumaya çalıştı. Hitler’i, Mussolini’yi savaş türküleri söyledikleri için sevmemiştir. Bölgesinde ve dünyada barışı korumak uğruna elinden geleni yapmış ve bu çalışmaları içinde gözlerini hayata yummuştur. Barış, Atatürk düşüncesinin meyvesidir. Haklar kuvvetle yok edilemezler, kuvvetle savunulurlar. Kurtuluş mücadelesi bu mantığın zaferidir.

Atatürk İyi Bir Teşkilatçıdır

Atatürk Adana’da Türk Ocağı’nda çiftçilere hitaben yaptığı bir konuşmasında: Bu veya şu sebepler için milleti harbe sürüklemek taraftarı değilim. Harp zarurî ve hayatî olmalı, hayat-ı millet tehlikeye maruz kalmayınca, harp bir cinayettir. Onun için 1923’te Misâk-ı Millî hedeflerine tam olarak varılamayınca, silâha müracaat edilmemiş, beklenmiş, hedefin bazı kısımlarına daha sonraki yıllarda sulh yolu ile erişilebilmiştir. 20 Temmuz 1936’da Montreux’de Boğazlarda Türk hakimiyetinin tanınmasını sağlayan anlaşma ile Misâk-ı Millî ‘nin 4. maddesindeki arzular gerçekleştirilmiş, 23 Temmuz 1939’da Hatay’da yönetimin Türkiye’ye devri ile Antakya ve İskenderun’un anavatana kavuşması ile de Güney sınırlarımızdaki Misâk-ı Millî hedeflerinden bir diğerine erişilmiştir.

Atatürk bu konuşmasında millî hedeflerden şaşılmamasının, fakat onlara bekleyerek, zamanı gelince sulh yolu ile erişilmesinin örneklerini vermiştir. Atatürk Cumhuriyetin ilânından sonra yenilikçi, teşkilâtçı ve yönlendirici bir liderlik tarzını benimsemiştir. Lenin, Atatürk’ü anlatırken iyi bir teşkilâtçı olduğundan da bahseder.

Atatürk ve Mantık

24 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’nde verdiği ilk nutuk ile yakın tarihimizde ilk defa bir asker, bir büyük akıl ve mantık adamı olarak belirdi. Ayrıca Atatürk’ü Atatürk yapan vasıflardan biri de mantıktır. O her şeyden önce bir mantık adamıydı ve kullanacağı malzemeyi iyi tanıyordu. Atatürk bütün icraatında akılcılığı ön planda tutmuştur.

Hindistan’ın önde gelen liderlerinden Nehru, Atatürk için:O, doğuda modern çağın yapıcılarından biridir demek suretiyle onun yapıcı bir kişiliğe sahip olduğunu vurgulamak istemiştir.

Yine Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Charles H. Sherrill, Atatürk hakkında; Bugün dünyanın hiçbir yerinde devlet adamlığı bakımından Atatürk’ten üstün bir kimse yoktur ifadelerini kullanarak onun kurtarıcı, canlandırıcı, millî bir kahraman ve dünya çapında bir devlet adamı olduğunu söylemek istemiştir.

A. Toynbee; Mustafa Kemal, ilerici ve batılı Türk, hem kişisel karakteri hem de başarılarından dolayı saygı ve övgü görmelidir. Adalet ve yaratıcılığa, kendinden emin bir kararlılığa ve kendinden çok ülkesini düşünen güçlü bir karaktere ve otokratik disipline sahip biridir sözlerini kullanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Makaleler

İzmir’in Kurtuluşu

9 Eylül, Mondros Mütarekesiyle başlayan haksız işgal girişimlerine karşı Türk Milletinin bölgesel direnişinin, Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasıyla topyekün mücadeleye dönüştüğü zaferin sembol tarihidir. 26 Ağustos...

Sivas Kongresi

Osmanlı Devletinin fiili olarak parçalandığı süreçte Balkan savaşı ve Birinci Dünya savaşının kaybedilmesi, Mondros Mütarekesinin ağır şartları Atatürk tarafından Milli Mücadelenin başlatılmasına vesile olmuştur. Türkiye...

Sivas Kongresi ve Amerikan Mandası

Sivas Kongresi öncesinde üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devletinin yeniliklere ayak uyduramaması Meşrûtiyet’in ilanıyla sonuçlanmıştır. Kırk yıl tahtta kalan Abdülhamid döneminde Osmanlı büyük toprak...

Atatürk’ün 5. Süvari Kolordusunu Teftişi

Büyük Taarruz öncesi Başkomutan Atatürk, Sovyet ve Azeri büyükelçi, askeri ataşelerle birlikte Sivrihisar, Çay, Akşehir, Ilgın, Konya’yı kapsayan cephe gezisi ve denetlemelerde bulunmuştur. Atatürk...

Büyük Taarruzun Başarısı

26 Ağustos’ta Türk Milletinin var olma mücadelesi olarak tarihe geçen Büyük Taarruz taktik ve stratejik planlamasıyla tüm dünyadan gizli tutularak icra edilmiştir. İngilterenin Yunan...