18.2 C
New York kenti
Perşembe, Ekim 22, 2020

Buy now

Atatürk’ün Cenaze Töreni

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Türk milleti ile olan gönül bağı vefatından sonra yaşanan gelişmeler ışığında her geçen gün artmıştır. Türkiye Cumhuriyetinin stratejik olarak bölgede ağırlığını hissettirebilmesi ve söz sahibi olması Atatürk İlkelerinin esasını oluşturduğu Laik Türkiye’nin ne kadar sağlam temellere dayandığını göstermektedir.

Atatürk’ün toplum tarafından nasıl benimsendiğinin ve algılandığının tespiti bakımından da ayrıca değerlendirmek gerekir. Halkın cenazeye katılımı için özel bir tedbir alınmamasına rağmen vatandaşın izdiham yaratıp, ölümlere neden olabilecek bir yoğunlukta cenaze törenine katılmış olması bunun en iyi örneğini teşkil eder. Atatürk için yapılan tören faaliyeti dünya çapında büyük ilgi görmüştür.

Tören programı dahilinde yapılan konuşmalarda, Nutuk’un sonunda yer alan Gençliğe Hitabe’nin etkili olduğu görülmüştür. Bazı konuşma metinlerinde geleceğe yönelik bir kaygının ya da bir umutsuzluğun olmadığı, aksine geleceğe güvenle bakıldığı da vurgulanmıştır.

Basında yer alan yazı ve yorumlarda İnönü’yle alakalı bağlılık bildirilerinin yayınlanması ve güven duygularının belirtilmesi de önem arz etmektedir.

Atatürkün Vefatı Tüm Dünyayı Yasa Boğdu

10 Kasım 1938 günü Atatürk’ün ölümü, İçişleri Bakanlığı tarafından hükümet tebliği olarak kamuoyuna duyurulmuştur. Tebliğ konusunda Atatürk’ün ölümünden duyulan üzüntü ve cumhuriyetin bekası ile ilgili herhangi bir endişe duyulmaması gerektiği vurgulanmıştır. 21 Kasım 1938’de Atatürk’e, Ankara’da bir cenaze töreni yapılmasına karar verilmiştir. İstanbul’da yaşayan vatandaşların saygısını sunması için Atatürk’ün naaşı üç gün Dolmabahçe Muayede Salonu’nda kaldıktan sonra Yavuz Zırhlısının refakatinde İzmit’e ardından trenle Ankara’ya gönderilmiştir.

Atatürk’ün Cenaze Töreni Öncesi Yapılan Hazırlıklar

Savunma Bakanlığı yayınlandığı bir genelgeyle resmi binalarda bayraklarının yarıya indirilmesini istemiştir. Ankara’da yapılacak töreni koordine etmek üzere Dışişleri Bakanlığı Umumî Kâtibi Menemencioğlu’nun başkanlığında iki ayrı komisyon kurulmuştur. Tören komutanı olarak Orgeneral Fahrettin Altay atanmıştır.

Ankara Belediyesi Atatürk heykellerini siyah tülle kapatmış, İstanbul İl Meclisi de, Atatürk’ün ebedi istirahatgahı için İstanbul’dan toprak gönderme kararı almıştır.

Atatürk’ün naaşının İstanbul’dan Ankara’ya nakli ve icra edilecek törenle ilgili ayrıntılı bir program hazırlanmıştır. Programda İstanbul’da yapılacak tören, naaşın nereden, nasıl ve ne şekilde alınacağı, törende giyilecek kıyafet, Atatürk’ün naaşının geçeceği güzergâh ve güzergâhlarda neler bulunacağına kadar detaylandırılmıştır.

Ulu önder Atatürk’ün Son Yolculuğuna Halk Tarafından Uğurlanması

Yurt dışından Atatürk’ün cenaze törenine katılmak üzere gelecek temsilcilerle ilgili ayrıca tedbir alınmıştır. Yayınlanan bir kararname ile İstanbul’a gelecek olan harp gemilerinin mürettebatı üniforma ile karaya çıkabilecek ve limanda bulundukları süre içinde haberleşmeyi engellemeyecek şekilde telsizlerini kullanabileceklerdir. Ayrıca yabancı heyetlere refakat etmek maksadıyla genç hariciyeciler arasından mihmandar seçilmiştir.

Atatürk’ün naaşı İstanbul’dan, Ankara’ya gönderilmeden önce büyük bir tören yapılmış ve halk saygısını sunmak üzere Dolmabahçe Sarayı’na akın etmiştir. 17 Kasım 1938 günü saat 20.00 sularında gerçekleşen saygı geçidi esnasında izdiham sebebiyle on bir kişi hayatını kaybetmiştir.

Atatürk’ün naaşı Ankara’ya gönderilmeden önce ailesinin isteğiyle Muayede Salonu’nda cenaze namazı kılınmıştır. Cenaze namazı, naaşın bulunduğu sandukanın önünde subaylardan, erlerden ve sivillerden üç saf oluşturularak kılınmıştır. İmamlık vazifesini Profesör Şerafettin Yaltkaya, müezzinliği Hafız Yaşar ve Hafız İsmail yapmışlardır. Cenaze namazı Türkçe kılınıp tekbirler Türkçe getirilmiştir.

Atatürk’ün Naaşının Ankara’ya Gönderilmesi

Atatürk’ün naaşı İstanbul’daki törenin ardından Yavuz zırhlısı ile İzmit’e, oradan da trenle Ankara’ya ulaşmıştır. Yabancı ülke savaş gemileri Yavuz zırhlısına bir müddet eşlik ederek geri dönmüşlerdir. Naaşın trene nakledilmesiyle Ankara’ya kadar olan istasyonlarda halk Atasına saygısını sunmak üzere meşalelerle bekleyerek üzüntüsünü göstermişlerdir.

20 Kasım 1938 tarihinde Atatürk’ün naaşı Ankara’ya ulaşmıştır. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ve Mareşal Fevzi Çakmak naaşı karşılamak üzere istasyonda hazır bulunmuştur. Ankara girişinde Etimesgut civarında uçaklar tarafından karşılananmış ve saygı uçuşu yapılmıştır.

Atatürk’ün naaşının olduğu vagonun üzerinin ve yanlarının büyük Türk bayraklarıyla kaplandığı, vagonda subayların Atatürk’ün tabutu önünde kılıçlarını çekerek saygı nöbeti tuttuğu ve tabutun dört ucunda elektrikli meşaleler yakıldığı dönemin haberlerinde yer almaktadır. Yine basında yer alan haberlere göre İnönü vagona doğru yürümüş ve Atatürk’ün naaşını selamlamıştır. Tabut daha sonra tören komutanı Orgeneral Fahrettin Altay’ın nezaretinde vagondan alınarak bir top arabasına konmuştur. Top arabası istasyondan ayrılırken arkasından Cumhurbaşkanı, Başbakan, Mareşal Fevzi Çakmak, milletvekilleri, mülkî ve askerî erkân Meclis binasına kadar takip etmiştir. Etrafı çelenklerle dolu bir katafalk üzerine tabut konulmuştur. Katafalkın üzeri beyaz tül bir ipekle kapatılmış ve onun da üzerine büyük bir bayrak sarılmıştır. Bayrağın bir ucu sütunların üzerinde, diğer ucu ise yere kadar uzanmıştır. Katafalkın etrafında altı sütun olup, üzerinde meşaleler yakılmış ve yüksek sütunlar defne dalları, buketlerle donatılmıştır. Atatürk’ün naaşının Etnografya Müzesi’ne intikali esnasında tüm yollar hınca hınç doldurulmuş ve halk gözyaşlarına boğulmuştur.

Atatürk’ün naaşı saat 12:00’da Etnografya Müzesi’ne ulaşmıştır. Bu arada İnönü, Makbule Atadan, Abdülhalik Renda, Fevzi Çakmak ve Celal Bayar Etnografya Müzesi’ne girmiş; onları takiben de yabancı heyetler kendilerine ayrılan yerlere yerleşmişlerdir. Atatürk’ün tabutu saat 12.25’te top arabasından indirilerek, 12 tümgeneral tarafından müzeye taşınmıştır.

Tabut ilk olarak yeşil çuha kaplanmış bir kaide üstüne konulmuş, daha sonra da kaidenin üzerinde beyaz mermerden yapılmış lahde yerleştirilmiştir. Bu esnada Makbule Atadan, İnönü, Abdülhalik Renda, Celal Bayar ve törene diğer katılanlar göz yaşlarına hakim olamamıştır.

Atatürk’ün naaşının Etnoğrafya müzesinde kalmasından sonra 10 Kasım 1953 tarihinde Rasattepe’de inşa edilen Anıtkabir’e nakli gerçekleştirilmiştir. Halen Etnoğrafya Müzesinde, Atatürk’ün anısına naaşının bulunduğu bölüm sembolik olarak kabir şeklinde korunmaktadır.

Ankara’daki tören ile ilgili olarak, basında Atatürk’ün ölümü ve bundan duyulan üzüntü dile getirilmiştir. Falih Rıfkı Atay yazısında, Atatürk’ün ölümüne üzülmenin doğal olduğunu ve bu üzüntünün bütün ağırlığıyla yaşanması gerektiğini belirttikten sonra, asıl ölümsüz olanın Türk milleti olduğunu ve bundan sonraki görevin onu yaşatmak için çalışmak olduğunu belirterek, kısa bir sürede toparlanılması gerektiğini söylemiştir.

Ankara’da yapılan törenden sonra İnönü millete bir beyanname yayınlayarak Atatürk’ün Türk milleti için yaptığı hizmetleri saydıktan sonra, ona hitaben şunları söylemiştir: “ ….Milletimizin fedakâr hâdimi, eşsiz Atatürk, Millet sana minnettardır….Bütün hayatında bize ruhundaki ateşten canlılık verdin. Emin ol, aziz hâtıran sönmez meşale olarak ruhlarımızı daima ateşli ve uyanık tutacaktır.”

İsmet İnönü, yabancı basın temsilcilerine de bir beyanatta bulunmuş ve Atatürk’ün ölümünün verdiği acıyı, Türk milleti ile paylaşan tüm milletlere teşekkür etmiştir. Türkiye’nin dış politikaya yönelik yaklaşımı Atatürk’ten sonra da bir değişiklik olmadan devam edeceğini özellikle vurgulaması dikkat çekicidir. İnönü’nün böyle bir yaklaşım sergilemesi, Atatürk sonrası yeni dönemde ve dünyanın hızla yeni bir savaşa doğru sürüklendiği yıllarda, Türkiye’nin takınacağı tutumun ne olduğunun dünyaya bildirilmesi ve bu konuda dünyaya güven verilmesi olarak değerlendirilebilir.

Hükümet, Atatürk’ün ölümü nedeniyle bu günün anısına pul çıkarılmasına karar vermiştir.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Makaleler

İzmir’in Kurtuluşu

9 Eylül, Mondros Mütarekesiyle başlayan haksız işgal girişimlerine karşı Türk Milletinin bölgesel direnişinin, Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasıyla topyekün mücadeleye dönüştüğü zaferin sembol...

Sivas Kongresi

Osmanlı Devletinin fiili olarak parçalandığı süreçte Balkan savaşı ve Birinci Dünya savaşının kaybedilmesi, Mondros Mütarekesinin ağır şartları Atatürk tarafından Milli Mücadelenin başlatılmasına...

Sivas Kongresi ve Amerikan Mandası

Sivas Kongresi öncesinde üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devletinin yeniliklere ayak uyduramaması Meşrûtiyet’in ilanıyla sonuçlanmıştır. Kırk yıl tahtta kalan Abdülhamid döneminde Osmanlı...

Atatürk’ün 5. Süvari Kolordusunu Teftişi

Büyük Taarruz öncesi Başkomutan Atatürk, Sovyet ve Azeri büyükelçi, askeri ataşelerle birlikte Sivrihisar, Çay, Akşehir, Ilgın, Konya’yı kapsayan cephe gezisi ve denetlemelerde...

Büyük Taarruzun Başarısı

26 Ağustos’ta Türk Milletinin var olma mücadelesi olarak tarihe geçen Büyük Taarruz taktik ve stratejik planlamasıyla tüm dünyadan gizli tutularak icra edilmiştir....