18.2 C
New York kenti
Perşembe, Ekim 22, 2020

Buy now

Atatürk’ün Vefatının Basındaki Yeri

Atatürk’ün tarihteki saygın yeri şüphesiz Türk milletinin kalbidir. Bu gerçeğin yanı sıra ortaya koyduğu misyonundan dolayı her geçen gün dünya milletleri tarafından incelenmekte, araştırılmakta ve anlaşılmaktadır.

Atatürk Dünya’ya Umut Işığı Oldu

Milletiyle birlikte millî sınırları içinde yabancı boyunduruğundan kurtularak her medenî millet gibi yaşamak isteyen Atatürk, gerçekleştirdiği Türk Millî mücadelesiyle sadece Türk milletinin makus talihini yenmemiş dünyanın sömürülen ve esaret altında inleyen birçok milletine de umut ışığı olmuştur.

O dönemde birçok ülke, Atatürk’ün, dünyanın en güçlü devletlerine karşı meydan okuyuşunu hayretle, ibretle ve ders alarak izlemiştir. Atatürk, “milletlerin esareti üzerine kurulmuş kurumlar, her tarafta yıkılmaya mahkûmdur” demekle dünya milletlerinin sömürülen halklarına da tercüman olmuştur.

Bütün bu özellikleriyle 20’nci yüzyılda, yaşayan ve dünya milletlerince saygı duyulan başarılı devlet adamları arasında seçkin yerini alan Mustafa Kemal Atatürk, çeşitli icraatlarıyla çok yönlü bir lider olarak tanınmıştır. Günümüze kadar gelen birçok tarihçi, sosyolog, düşünür, politikacı ve askerler tarafından incelenmiştir. Onun hakkında sadece batı dillerinde yazılan eser ve makale sayısının binleri aştığı düşünülürse onun önemi kendiliğinden ortaya çıkar.

Atatürk Türk Tarihinin en Büyük Mimarıdır

Modern Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu eşsiz devlet adamı Atatürk, mücadelesi ve büyük idealleri ile bütün dünyaya örnek olmuş, dost ve düşman bütün ülkelerin takdirini kazanmıştır. Onun düşünceleri ölümünden sonra daha da önem kazanmış, manevi kudreti ve fikirleri Türk milletine ve bütün dünyaya her zaman yol göstermiştir.

Atatürk, yüzyıllar süren bir çöküşün arkasından Anadolu da yeniden dirilişin ve kalkınmanın lideri olmuştur. Hayatını kaybetmiş bir devletin öz cevherinden Türk millî şuurunu uyandırarak bağımsızlık ve millet egemenliğine dayalı yepyeni bir devlet kurmuş, bu devletin sürekliliğini sağlamak için de çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmayı ve geçmeyi hedeflemiştir.

Türk millî mücadelesinin arkasından bütün dünyaya çok önemli bir gerçeği göstermiştir ki; bir millet inançla mücadele ederse mağlup edemeyeceği hiçbir kuvvet yoktur. O, bu mücadelesiyle Türk milletini yeniden dünya tarih sahnesinin saygın bir unsuru haline getirirken aynı zamanda da bütün dünyaya örnek olmuş ve bütün insanlık onun ilkelerine saygı duymuştur.

Kısaca; “Dünya milletleri arasında huzur ve barış olmayınca bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın huzurdan mahrum kalır.” diyen Atatürk’ün evrensel barışa katkısı büyük olmuş ve genç Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu andan itibaren bölgesinde barış ve istiklal adası olma yolunda büyük gayretler göstererek tüm dünyanın takdirlerini kazanmıştır. Çünkü onun ilke ve amaçları tamamen insanlığa hizmet için ortaya atılmıştır. Bu açıdan Atatürk’ün fikir ve düşünceleri bir ideoloji bakımından incelenmelidir.

Onun bu düşünceleri iyi bir şekilde tetkik edildiğinde, 21’nci yüzyıla hitap ettiği ve bundan sonra da bir takım dünya ve ülke sorunlarının çözümünde önderlik edeceği açıkça görülür. Onun fikir ve düşüncelerini anlamak ve anlatmak ve hatta inkâr edilemeyecek ideoloji olarak tanıtmak insanlık görevi ve insanlığa hizmet olarak algılanmalıdır. Özellikle Atatürk ‘ün evrensel değerlerle örtüşen ilke ve fikirlerine bilimsel düşünceye dayanan yöntemlerle ele alınmasının Türkiye için olduğu kadar bütün dünya içinde büyük anlam taşımaktadır.

Böylesine büyük bir lider 10 Kasım 1938’de vefat ettiğinde bütün dünya ülkeleri bizimle hemen hemen aynı üzüntüyü duymuş ve aynı acıyı paylaşmıştır. Ülke içinde olduğu kadar ülke dışında da bütün basın ve yayın organları onun ölümüyle ilgili yazılar yazmışlar, yorumlar yapmışlardır. Özellikle gerçekleştirdiği mili mücadelesini kendilerine örnek alan ülkeler, onun ölümünden en fazla etkilenenler olmuştur. Vefatı dolayısıyla Balkanlarda ve Yakın Doğu’da millî yas ilan edilmiş, devlet meclislerinde özel anma törenleriyle beraber toplantılar yapılmış, büyük lider her yönü ile ele alınarak incelenmiş ve yâd edilmiştir.

Atatürk’ün ölümünü kabullenemeyen gazeteci Ahmet Şükrü Esmer bir yazısında şu yorumu yapmaktadır; “Mensup olduğu millete ve insanlığa Atatürk tarafından yapılan hizmetlerin yüzde birini yapmış olan hangi adam vardır ki, ölmüştür? Hayır, Atatürk ölmez ve ölemez. Çünkü bir millet diriltmiş ve o millete ebedî hayat vermiştir. Millet yaşadıkça Atatürk’te yaşayacaktır…

Bu gün siyasî ve kültürel hayatımızın hangi safhasına bakarsak bakalım, orada Atatürk’ü görürüz… Atatürk’ün manevî varlığı daima yolumuzu aydınlatacak bir nur hâlinde bizimle beraber olacaktır”. Ülke içinde bu gibi yazılar yayınlanırken, bütün dünya gazeteleri de Türkiye’nin uğradığı acı kaybın yasına iştirak etmiş ve onun hakkında uzun uzun yazılar yazmışlardır.

Gazeteler her şeyden önce onun çok sevdiği yurdu için yaptıklarını anlatmışlardır. Örneğin İsveç gazeteleri bunu çok iyi ifade ederek; “O olmasaydı, modern Türkiye de olmazdı. Fakat Türkler, onun fevkalade eserini takip ederek itibarlarını daha fazla arttıracaklardır” yorumunda bulunmuştur.

Atatürk’ün yalnız memleketinde değil, bütün dünyada bıraktığı büyük boşluğu bir Bulgar gazetesi ise şu cümlelerle ifade etmiştir; “Bu müstesna ve büyük adamın ölümünden sonra, dünya artık eskisi kadar enteresan değildir…”. Gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında yayınlanan gazetelerin birleştikleri bir nokta var ki, o da Atatürk’ün yarattığı genç Türkiye’nin, onun çizdiği yoldan ayrılmayacağı hususu olmuş ve bunu da bir Macar gazetesi şöyle ifade etmiştir. “Atatürk ebedî uykusunu müsterih olarak uyuyabilir. Zira o, yarattığı eserin dirilen milletine saadet yolu açtığını biliyordu…”.

Esasında Mustafa Kemal Atatürk hakkında ölümünden çok daha öncede yurt dışında pek çok eser neşredilmişti. Atatürk’ün gerçekleştirdiği icraatları, fikir ve düşünceleri hakkında neşredilen eserler bir kütüphaneye sığmayacak kadar fazladır. “Yabancı Gözüyle Cumhuriyet Türkiyesi” adlı kitap bunlardan sadece bir tanesidir. Kitapta, Atatürk’ün vücuda getirdiği büyük millî varlığın ve inkılâp hareketlerinin yabancı memleketlerde bıraktığı akisler toplanmıştır.

Bundan başka, dünyanın dört bir köşesinde gazetelerde, Cumhuriyet Türkiyesinden bahsedilmiş ve bu haberler gazetelerin baş sayfalarında yer almıştır. Bu konuda bir gazetede; “Kerpiçten betona, çıkrıktan makineye, teokrasiden laikliğe, mistiklikten müspete, şeriattan medeniyete, kağnı ve merkep sırtından raya, sarraflıktan ve tefeciden bankaya, başıbozukluktan planlı istihsale, ümitsizlikten neşeye, korkudan sevgiye akın eden bir sosyetenin yer yer izhar ettiği manzara ve geçen her günün ufkunda bıraktığı siluet bizim için olduğu kadar dünya için de alakalı bir mevzu hâlini almıştır” yorumuna yer verilmiştir.

Atatürk’ün ölümüyle birlikte vücuda getirdiği on beş yıllık genç cumhuriyet bütün dünyayı ilgilendirmiş, yazıların çoğunda “Gazi Mustafa Kemal Türkiyesi”, “Mustafa Kemal’in Türkiyesi”, “Atatürk’ün Türkiyesi” gibi başlıklar yer almıştır.

Bir Fransız yazar, Atatürk ve onun eşsiz inkılâbından bahsederken büyük övgülerde bulunmuş, dış politikada takip ettiği siyasetin mükemmelliğinin yanı sıra şu ifadelere de yer vermiştir; “Atatürk tarafından başarılan muazzam ve eşsiz siyasî, iktisadî ve malî eseri onun büyüklüğünü ortaya koymak için önemlidir… Maziyle kati surette rabıtalarını kesen ve onun külleri üzerinde hakiki bir Türk milleti yaratmaya azmeden Atatürk, millî inkılâp planını sistemli bir surette tasarladı ve tatbik etti.

Yurt dışında bu şekilde algılanan büyük önderimiz için Türk basınında da; “Bir kahraman mı bir baba, dost veya kardeş mi, onunla ne kaybediyorduk? Hayır… Onsuz nemiz kalacaktı? Hakikat bu! Müthiş olan bu! On yedi milyon bir günde, bir babadan öksüz kaldık. En mesut Türkler, Atatürk yaşarken ölmüş olanlardır… Halk, en büyük Türk kahramanını, ordu en büyük Türk başbuğunu, tarih en büyük Türk’ü ve asrımız en büyük insanını kaybetmiştir” yorumu yapılmıştır.

Bu hususta Atatürk’ün evrenselliği ve insanî yönü dünya basınının en çok dikkati çeken özelliği olmuş, yeni Türkiye’yi yaratması olayı büyük hayranlıkla karşılanmış, fikir ve düşünceleri yol gösterici olarak kabul edilmiştir.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Makaleler

İzmir’in Kurtuluşu

9 Eylül, Mondros Mütarekesiyle başlayan haksız işgal girişimlerine karşı Türk Milletinin bölgesel direnişinin, Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasıyla topyekün mücadeleye dönüştüğü zaferin sembol...

Sivas Kongresi

Osmanlı Devletinin fiili olarak parçalandığı süreçte Balkan savaşı ve Birinci Dünya savaşının kaybedilmesi, Mondros Mütarekesinin ağır şartları Atatürk tarafından Milli Mücadelenin başlatılmasına...

Sivas Kongresi ve Amerikan Mandası

Sivas Kongresi öncesinde üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devletinin yeniliklere ayak uyduramaması Meşrûtiyet’in ilanıyla sonuçlanmıştır. Kırk yıl tahtta kalan Abdülhamid döneminde Osmanlı...

Atatürk’ün 5. Süvari Kolordusunu Teftişi

Büyük Taarruz öncesi Başkomutan Atatürk, Sovyet ve Azeri büyükelçi, askeri ataşelerle birlikte Sivrihisar, Çay, Akşehir, Ilgın, Konya’yı kapsayan cephe gezisi ve denetlemelerde...

Büyük Taarruzun Başarısı

26 Ağustos’ta Türk Milletinin var olma mücadelesi olarak tarihe geçen Büyük Taarruz taktik ve stratejik planlamasıyla tüm dünyadan gizli tutularak icra edilmiştir....