18.2 C
New York kenti
Perşembe, Ekim 22, 2020

Buy now

Atatürk’ün Yol Arkadaşları Cumhuriyet’in İlanı’nı Nasıl Karşıladı?

Kâzım Karabekir Paşa’nın Endişeleri

Cumhuriyet’in ilan edilmesinden iki yıl önce, Mustafa Kemal Paşa’ya bir telgraf gönderilmişti. 1921 yılında gönderilen telgrafın içeriği Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu’na dairdi. Kâzım Karabekir Paşa kişisel çekinceleri ile birlikte ‘en hayati endişe’nin hilafet ve saltanatın kaldırılarak Cumhuriyet’e geçilmesi olduğunun altını çizmişti. Atatürk’ün bu işten vazgeçmesini istemekle birlikte, bu süre zarfında oluşabilecek hassasiyetlerin düşman için fayda sağlayacagına değiniyordu.

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu’nun, saltanat ve halifelik yerine Cumhuriyet’i getirme niyetinde olduğunu ve bu niyetin ülkede kaosa yol açacağından endişeliydi. Kâzım Karabekir Paşa, telgrafında Mustafa Kemal Paşa’nın nasıl bir hal tarzı izlemesi gerektiğine dair de şu ifadeleri belirtmişti: “Bendeniz, zat-ı samilerinin… siyasi, grup ve fırkalara intisaben veyahut efkar-ı umumiyece her türlü muhalefet ve münakaşalara zemin-i müsait olabilecek cereyanlara iştirakten beri kalmasına ve yalnız mücahede-i milliyemizin nazım ve reis-i tabiisi olarak bulunmasına bilhassa taraftarım.”

Bu cümleleriyle Kâzım Karabekir Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın partiler üstü bir pozisyonda bulunması gerektiği fikrini Cumhuriyet’in ilan edilmesinden iki yıl önce dile getiriyordu. Rauf Bey de bu fikri destekleyici düşüncesini Çankaya’da Mustafa Kemal Paşa’ya söylemişti.

Kâzım Karabekir Paşa’nın fikirleri değişmiş miydi?

Bu süreçte TBMM saltanatın kaldırılmasına karar verdiğinde Kâzım Karabekir Paşa Meclis’te oluşan fikir birliği içinde hareket etmişti. Ancak Kâzım Karabekir Paşa’nın tutumu Cumhuriyet’in ilan edilişi sırasında saltanatın ilgası sürecinden farklıydı. Cumhuriyet TBMM’de bulunan mebusların oyu ile ilan edildiğinde Kâzım Karabekir Paşa askeri görevi nedeniyle Meclis’ten uzak kalmıştı. Bu ruh hali içerisinde Kâzım Karabekir Paşa diğer yol arkadaşları ile birlikte dışlanmışlık hali yaşamaktaydı. Trabzon’da olan Kâzım Karabekir Paşa, Cumhuriyet’in ilanı sebebiyle duyduğu top seslerinin sebebini sormuş ve Trabzon Mevki Komutanı Kâzım (Orbay) Paşa’dan topların Cumhuriyet’in ilanı nedeniyle atıldığını öğrenmişti. İşte bu esnada Kâzım Karabekir Paşa’nın ağzından, ‘… Biz bunu konuşmamıştık’ sözleri dökülmüştü.

Kâzım Karabekir Paşa’da Dışlanmışlık Hissi

Milli Mücadele döneminde her konuda fikirleri alınan Kâzım Karabekir Paşa, Cumhuriyet’in ilanı gibi çok önemli bir konuda kendisine danışılmadığı için hayal kırıklığı yaşamıştı. Yaşadığı kırgınlık hissini anılarında şu sözlerle ifade etmektedir: “Ben hem mebus hem de bir ordu kumandanı olduğum halde bana da kimse bir şey bildirmemişti. Bu vaziyet haklı olarak halkı da orduyu da telaş ve endişeye düşürdü. Daha dün yüreklerine ferahlık verdiğim zatlar benden bu şeklin manasını soruyorlardı. Bu vaziyette tabii Cumhuriyet’in ilanını ertesi günü dahi kutlayamadık…”

Kâzım Karabekir Paşa ve diğer yol arkadaşlarının haberi olmadan ilan edilen Cumhuriyet’in, Mustafa Kemal Paşa tarafından bir ayrılık sebebi olarak görüldüğü düşüncesine ilişkin şu cevabı vermiştir: “…İstiklâl Harbi’nin en tehlikeli günlerinde sonuna kadar fedakâr arkadaşlarının rey ve irşadına ihtiyaç gösteren Mustafa Kemal Paşa, artık muzaffer bir başkumandan sıfatıyla maiyet kumandanlarına Cumhuriyet dikte ettirmiştir. Eski arkadaşlarının rakip olabileceği endişesiyle sun’i şahsiyetler icadı da lazım gelmişti. Bunun için eski arkadaşlarını kötülemek lazımdı; bunu da hakkıyla yapmıştır.”

Mustafa Kemal Paşa ile Yol Arkadaşlarının Ayrılığı

Cumhuriyet’in ilan edilme sürecinde fikri alınmayan Kâzım Karabekir Paşa’nın kırgınlığı kalemine de yansımıştır. Bu zaman zarfına kadar her meselenin çözümünde Kâzım Karabekir Paşa’nın düşünceleri dikkate alınmıştı. Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadele döneminde her hususta kendisinin fikrini almış, gelişmeler hakkında kendisini bilgilendirmişti. Meclis’in Ankara’da açılması, Amasya Kararları ve Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlık süresinin uzatılması konuları bu kapsamda değerlendirilebilir. Aynı şekilde Saltanat’ın kaldırılması sürecinde de Kâzım Karabekir Paşa’nın onayı ve olumlu yaklaşımı söz konusu olmuştu.

Cumhuriyet’in ilanı sürecinde durum tersine dönmüş ve Kâzım Karabekir Paşa’nın haberi olmadan faaliyetler yürütülmüştür. Cumhuriyet’in ilan edildiğini haber veren top seslerini duyan Kâzım Karabekir Paşa gayri ihtiyari ‘… Biz bunu konuşmamıştık’ demişti. Her türlü meselenin görüşüldüğü bir ortamda Cumhuriyet’in ilan edilme sürecinden söz edilmeyerek emrivaki şekilde ilan edildiğini kastetmiş olmalıdır. Milli Mücadele’ye önemli katkılar veren Kâzım Karabekir Paşa ve ve Cumhuriyet’in ilanı konusunda sürecin dışında kalan diğer yol arkadaşlarında da dışlanmışlık hissi vardı. İşte bu sebeble Cumhuriyet’in ilanı, Mustafa Kemal Paşa ile yol arkadaşlarını yolun sonuna getiren gelişmedir.

Ali Fuat Paşa’nın Yaklaşımı

Yol arkadaşları içinde Cumhuriyet’in ilanına en yumuşak tepkiyi Ali Fuat Paşa vermişti. 29 Ekim gecesi atılan toplara bir anlam veremediğini ve Cumhuriyet’in ilanını ertesi sabah gazetelerden öğrendiğini ifade eden Paşa, Mustafa Kemal Paşa’ya Cumhurbaşkanı seçilmiş olması hasebiyle bir kutlama telgrafı gönderdiğini de söylemektedir. Öte yandan Ali Fuat Paşa’nın anılarında Cumhuriyet’in ilanının neden aceleye getirildiğini anlamaya yönelik eleştirel bir açıklaması da göze çarpmaktadır. Kendisine göre o günlerde Halife’den yararlanmak suretiyle meşruti saltanat peşinde koşan bir grup yanında bir de Mustafa Kemal Paşa’yı halifeye rakip göstermeye çalışan bir kesim vardı. Cumhuriyet tam da bu nedenle alelacele ilan edilmişti.

Tıpkı diğer yol arkadaşları gibi Ali Fuat Paşa da Cumhuriyet’in ilan edilmesine karşı çıkmamakta ve ilan ediliş şeklini anlayışla karşılamaktadır. Buna karşın Cumhuriyet’in vardığı nokta konusunda bir eleştiri getirmektedir. Bolşevik, Güney Amerika devletlerinde Cumhuriyet yönetimi adı altında diktatörlüklerin bulunduğunun altını çizdikten sonra “biz diktatörlüğü getirmeyecek esaslara dayanan bir Cumhuriyet istemiştik.” demektedir. Bu sözleri ile Paşa, kendisinin de arzuladığı Cumhuriyet’in Türkiye’de bir diktatörlüğe dönüştüğünü ifade etmekte ve Mustafa Kemal Paşa’yı hedef alan bir söylemde bulunmaktadır. Esasında yol arkadaşlarında var olan düşünce Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte Mustafa Kemal Paşa’nın ileride keyfi bir hareket içinde olacağı endişesiydi.

En sert tepkiyi veren Rauf Bey

Büyük Millet Meclisi’nin açıldığı 1920 yılı Nisan ayından itibaren rejimin adının fiilen Cumhuriyet olduğunu söyleyen Rauf Bey, Cumhuriyet’in ilanını şaşırtıcı bir gelişme olarak görmediğini belirtmektedir. 29 Ekim gecesi atılan top sesleri nedeniyle uykusundan uyanan ve seslerin sayısının yüze yaklaştığının farkına varan Rauf Bey, bunun kesinlikle Cumhuriyet için olduğunu ve eğer Cumhuriyet ise vatana ve millete hayırlı olsun temennisini dile getirdiğini ifade etmektedir. Ne var ki Rauf Bey, o günlerde Vatan ve Tevhid-i Efkâr gazetelerine verdiği ve kamuoyunda geniş yankı bulan beyanatı nedeniyle zor durumda kalacaktı.

Beyanatında Cumhuriyet’in kamuoyu tarafından ‘halkça gayr-i mesul zevat tarafından’ oldubitti şeklinde algılandığını söylemiş, Meclis ve hükümetin bu ani karar nedeniyle milleti aydınlatması gerektiğine vurgu yapmıştı. Kendisine göre en iyi hükümet şekli, halkın refah ve bağımsızlığı ile ülkenin bütünlüğünü sağlayan hükümet şekliydi ve konu cumhuriyet sözcüğü üzerinden değerlendirmemeliydi. Hükümetler mutlakıyet ve milli hakimiyet olmak üzere iki temel üzerinde bulunurdu ve en iyi yönetim şekli de milli hakimiyet esasına bağlı olan yönetim şekliydi.

Rauf Bey, Cumhuriyet’in ilan edildiği günlerde söyledikleri nedeniyle büyük tepki görecekti. Mustafa Kemal Paşa da Nutuk’ta kendisine cevap verme gereği hissedecek, kamuoyunun fikrini nasıl anladığını soracaktı. Paşa’ya göre ‘en iyi’ dediği hükümet şeklinin adını kendisine sormak gerekiyordu. Rauf Bey, Cumhuriyet’in kendi tanımına uyup uymadığını da söylemeli, en iyi yönetim şekli Cumhuriyet ise bunu açıkça dile getirmeli, değilse en iyi şeklin ne olduğunu açıklamalıydı.

Mustafa Kemal Paşa’ya göre Rauf Bey için en iyi yönetim şekli Cumhuriyet değil, milli hakimiyet esasına dayanan meclis hükümeti sistemi idi. Bu sistem Cumhuriyet’in yerine kabul edildiği sistemdi. Yine Paşa’ya göre Rauf Bey, devlet başkanlığı makamını halifenin doldurması düşüncesindeydi ve bu makamı bir cumhurbaşkanı doldurduğu için telaşa kapılmıştı. Ayrıca Paşa ‘gayr-i mesul zevat’ tabiri ile kendisinin kastedildiği düşüncesindeydi. Rauf Bey’e bir oldubitti neticesinde Mondros’un 7. maddesini kabul ederken milletin üzüntüsünü hissedip hissetmediğini soran Mustafa Kemal Paşa’ya göre, kendisini destekleyenlerce Mondros’un intikamını Lozan’la alan kişi olarak lanse edilen Rauf Bey, milletin arzu ve duygularına kendilerinden daha ilgili olduğunu dile getirecek derecede haddini aşmamalıydı.

Rauf Bey’e yönelik sert eleştirilerde bulunan Mustafa Kemal Paşa, eski yol arkadaşları ile neden bir yol ayrımına geldiği sorusuna da cevap vermektedir. Cumhuriyet’in ilanı kararını alırken, o günlerde Ankara’da bulunan arkadaşlarıyla, aynı düşüncede olduklarını bildiği için müzakere yapma gereğini duymadığını söyleyen Mustafa Kemal Paşa, buna karşın ‘o sırada Ankara’da bulunmayan zevat’ diye söz ettiği eski yol arkadaşlarının, yetkileri olmamasına rağmen, bilgilendirilmeden ve onayları alınmadan cumhuriyetin ilan edilmesini bir gücenme ve ayrılık sebebi saydıklarının altını çizmektedir. Bu noktada İsmet (İnönü) Paşa’nın söyledikleri de önem arz etmektedir. Milli Mücadele’nin başından itibaren önde bulunan ve Mustafa Kemal Paşa ile yolları ayrılan isimlerin Cumhuriyet’in ilanını zamansız ve sırasız gördüklerini söyleyen Paşa, Cumhuriyet için ‘gereksiz ve istemeyiz’ yerine ‘aceleye getirildi’ dediklerinin altını çizmektedir.

Rauf Bey, beyanatı sırasında söyledikleri nedeniyle getirilen eleştiriler karşısında fikirlerini açıkça söylediğini ve başka bir söze gerek olmadığını ifade ederek geri adım atmayacaktı. Öteki yol arkadaşları ile birlikte yurt gezisinden 10 Kasım günü İstanbul’a dönen Kâzım Karabekir Paşa’yı karşılayacaktı. Yol arkadaşları, Ankara’da rahatsızlık oluşturan Halife Abdülmecid Efendi’yi ziyaret etmeye devam edecekler, Halife de Kâzım Karabekir Paşa’nın İstanbul’a dönüşü nedeniyle bir ziyafet verecekti.

Hakimiyet-i Milliye ile Anadolu’da Yenigün gazeteleri de Cumhuriyet’i ani bir karar olarak gören Rauf Bey’e tepki gösterecekti. Hakimiyet-i Milliye, 2 Kasım’da Rauf Bey’e “Sakarya’ya da, Afyonkarahisarı Taarruzu’na da, hakimiyet-i milliyenin ilanına da böyle bir günde karar verilmişti değil mi?” sorusunu yöneltecekti. Yunus Nadi de başyazarı olduğu Anadolu’da Yeni Gün gazetesinde Rauf Bey’in ‘damdan düşercesine’ sözler sarf ettiğini ifade edecek, açık olmaması nedeniyle bu beyanatı mertçe bulmadığını söyleyecek, Cumhuriyet’in ilanından şikâyetçi olduğunu söylediği Rauf Bey’in Cumhuriyet’i beğenmemiş ise bunu açıkça söylemesinin kendisinden beklenen biricik erdem olduğuna dikkati çekecekti.

Cumhuriyet’in ilan edilmesinden 15 gün sonra arkadaşlarının da içinde bulunduğu bir grup tarafından Ankara’ya uğurlanan Rauf Bey, bu şehirde Mustafa Kemal Paşa’yla görüşmek istemiş, ancak Cumhurbaşkanı rahatsız olduğu için bu ziyaret gerçekleşmemişti. Mustafa Kemal Paşa’ya göre Rauf Bey, Ankara’da da boş durmamış, Cumhuriyet konusunda propaganda yaparak parti mensuplarını kendilerine karşı tahrik etmeye kalkışmıştı.

Mustafa Kemal Atatürk’e göre Rauf Bey, Cumhuriyet’in ani bir kararla ilan edilmesinin geçerli bir nedeni olduğu gerekçesiyle konuyu Meclis gündemine aldırmak isteyecek, böyle bir sebep bulunamayınca da aceleyle alınan bu kararın doğru olmadığı anlaşılmış olacaktı. Öte yandan Rauf Bey’in niyetini anlayanlar da bir fırka toplantısı sırasında kendisinden izahat isteyeceklerdi. Mustafa Kemal Paşa Rauf Bey’i, öteki arkadaşlarıyla birlikte bir saldırı hazırlığı içinde görecekti. Mustafa Kemal Paşa, Halife ve bir şehzade tarafından yönlendirilen yol arkadaşlarının Meclis’te karşı atağa geçecekleri düşüncesindeydi.

Rauf Bey, vermiş olduğu beyanatı nedeniyle Halk Fırkası Grubu’nda kendisini savunmak durumunda kalacaktı. Rauf Bey’i Cumhuriyet’i zayıflatmak ve muhalif parti kurarak Halk Fırkası’nı bölmekle suçlayan teklif Cebelibereket (Osmaniye) mebusu İhsan Bey tarafından verilecek, konunun açıklığa kavuşması gerektiği talebi dile getirilecekti. 22 Kasım’da Fırka Grubu’nda gerçekleşen ve 8 saatten fazla süren toplantı ile kozlar paylaşılacak, Rauf Bey ‘gayr-i mesul zevat’ tabiri ile Mustafa Kemal Paşa’yı kastetmediğini söyleyecekti.

İsmet Paşa’nın, beyanatında dile getirdiği yanlış noktaları geri alarak kendileriyle birlikte çalışmaya devam etmesi ya da Meclis içinde karşılarında yer alacağı bir tercih yapmasını istediği Rauf Bey, söyledikleri noktasında geri adım atmayacaktı. Yine de Rauf Bey’in, yanlış yaptığını kabul ettiği ve Cumhuriyetçi olduğunu söylediği kabul edilerek görüşmeler yeterli görülecekti.

Mustafa Kemal Paşa’ya göre, müzakereler Rauf Bey ile İsmet Paşa arasında bir sorun olduğunu düşünenlerin zihninde de yeterli görülecek, böylece Rauf Bey ve arkadaşlarına, bir süre daha parti içinde kalarak partiyi yıkma fırsatı sunulmuş olacaktı.

Rauf Bey’in Cumhuriyet’in ilanı konusundaki sözlerinin ele alındığı Halk Fırkası Grubu toplantısında İsmet Paşa bir kanun hazırlığından söz etmişti. Bu kanun, milletvekilliği yapmakta olan komutanların durumu ile ordunun siyasetten uzak tutulmasıyla ilgiliydi. Bu durum yol arkadaşlarından Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Paşaları doğrudan ilgilendirdiğinden paşalar milletvekilliği ya da komutanlık görevlerinden birini tercih etmek zorunda kalacaklardı.

Mustafa Kemal Paşa’dan ayrı düşmüş olan Milli Mücadele sırasındaki yol arkadaşları bu vesileyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir araya gelecekti. Kâzım Karabekir Paşa, 26 Ekim 1924 tarihinde artık milletvekili olarak çalışacağını söyleyerek bir yıllık müfettişlik görevi sırasındaki raporlarının dikkate alınmadığı gerekçesiyle 1. Ordu Müfettişliği görevinden istifa edecekti. Milletvekilliğini tercih eden 2. Ordu Müfettişi Ali Fuat Paşa da askerlik görevinden 30 Ekim’de istifa edecekti. Mustafa Kemal Paşa’dan Cumhuriyet’in ilanı ile başlayan süreçte ayrı düşen yol arkadaşları, Meclis çatısı altında bir araya gelerek bu defa, bunu bir komplo olarak nitelendiren Mustafa Kemal Paşa’ya karşı bir yol arkadaşlığına başlayacaklardı.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Makaleler

İzmir’in Kurtuluşu

9 Eylül, Mondros Mütarekesiyle başlayan haksız işgal girişimlerine karşı Türk Milletinin bölgesel direnişinin, Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasıyla topyekün mücadeleye dönüştüğü zaferin sembol...

Sivas Kongresi

Osmanlı Devletinin fiili olarak parçalandığı süreçte Balkan savaşı ve Birinci Dünya savaşının kaybedilmesi, Mondros Mütarekesinin ağır şartları Atatürk tarafından Milli Mücadelenin başlatılmasına...

Sivas Kongresi ve Amerikan Mandası

Sivas Kongresi öncesinde üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devletinin yeniliklere ayak uyduramaması Meşrûtiyet’in ilanıyla sonuçlanmıştır. Kırk yıl tahtta kalan Abdülhamid döneminde Osmanlı...

Atatürk’ün 5. Süvari Kolordusunu Teftişi

Büyük Taarruz öncesi Başkomutan Atatürk, Sovyet ve Azeri büyükelçi, askeri ataşelerle birlikte Sivrihisar, Çay, Akşehir, Ilgın, Konya’yı kapsayan cephe gezisi ve denetlemelerde...

Büyük Taarruzun Başarısı

26 Ağustos’ta Türk Milletinin var olma mücadelesi olarak tarihe geçen Büyük Taarruz taktik ve stratejik planlamasıyla tüm dünyadan gizli tutularak icra edilmiştir....