8.2 C
New York kenti
Cuma, Aralık 4, 2020

Buy now

Atatürk’ün Yol Arkadaşlarının Saltanatın Kaldırılmasına Yaklaşımı

Saltanat’ın Kaldırılması Konusunda Yol Arkadaşlarının Tavrı

Mustafa Kemal Paşa ile Milli Mücadele süresince birlikte hareket ettiği yol arkadaşları ile yol ayrımına Cumhuriyet’in ilanı sürecinde gelmişti.

Bu noktada yol ayrımına neden daha önce gerçekleşen saltanatın kaldırılması ile gelinmediği sorusunun cevabını aramak faydalı olacaktır.

Saltanatın kaldırılması sırasında Mustafa Kemal Paşa’nın yol arkadaşları Büyük Millet Meclisi’nde oluşan uzlaşı içerisinde hareket etmiş ve saltanatın kaldırılması gerektiğini savunan bir noktada durmuşlardır. Bu süreci başlatan gelişme Sadrazam Tevfik Paşa’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya hitaben gönderdiği telgraflarla başlamıştı. İlk telgrafta Tevfik Paşa, yaklaşan barış konferansına hem Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) hem de İstanbul Hükümeti’nin davet edileceği bilindiğinden ortak bir hazırlık yapılmasının ve konferansta milli hakların savunulmasına birlikte çalışılmasının uygun olduğunu ifade ediyor, bu amaçla duruma vakıf güvenilir bir kişinin bir an evvel İstanbul’a gönderilmesi arzusunu dile getiriyordu.

Sadrazam Tevfik Paşa’nın Telgrafına Verilen Cevap

Mustafa Kemal Paşa’nın TBMM ordularının zaferi sonucunda gerçekleşecek konferansta Türkiye Devleti’nin ancak TBMM Hükümetince temsil edileceği cevabı üzerine Tevfik Paşa bir telgraf daha göndermişti. Her iki tarafın da konferansa davet edildiğini ifade eden ve vatanın yüksek çıkarları için birlik olunmasının artık farz olduğunu söyleyen Tevfik Paşa, vatanın geleceği ve haklarının savunulması konusunda müzakerede bulunmak üzere TBMM’nin belirlediği bir kişinin özel bir talimatla hemen İstanbul’a gönderilmesi isteğini yinelemişti. Bunun uygun bulunmaması halinde İstanbul’dan bir kişinin Ankara’ya gönderileceği, bu konudaki cevabın ise telgrafla kendilerine bildirilmesi temennisini dile getirmişti.

Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa konuyu 30 Ekim 1922 Pazartesi günü Büyük Millet Meclisi gündemine getirmişti. Telgrafların okunmasından sonra çok sayıda mebus İstanbul Hükümeti ve sarayı hedef alan konuşmalar yaptı.

Mustafa Kemal Paşa, Karabekir Paşa ile Rauf Bey’den saltanatın kaldırılması yönünde konuşma yapmalarını bizzat istemişti. Erzurum’da bulunan 15 inci Kolordu’nun başında bulunduğu için TBMM’ce Milli Mücadele boyunca izinli sayılan Edirne Mebusu Kâzım Karabekir Paşa, Ankara’ya ancak 1922 yılının Ekim ayı ortasında gelebilmiş, ayağının tozuyla Bursa’ya giden Mustafa Kemal Paşa’ya eşlik ettiği için Ankara’ya yeniden ay sonlarında gelebilmişti.

Kâzım Karabekir Paşa’nın Meclisteki Konuşması

30 Ekim 1922 tarihinde katıldığı Meclis’te alkışlar arasında kürsüye gelerek kısa bir konuşma yapmıştı. Telgraflar okunduktan sonra bir kez daha kürsüye gelen Kâzım Karabekir Paşa, Milli Mücadele sırasında düşmanların işini kolaylaştıran ve ‘millete karşı hiçbir fenalıktan çekinmeyen bir güruhun’ şimdi de barışı engellemeye çalıştığını söyleyerek başladığı konuşmasında TBMM’nin İstiklal Mahkemesi eliyle İstanbul’a Hükümeti’ne gerekli cevabı vermesi ve hükümetin barış konferansına katılmasına asla izin verilmemesi gerektiğini dile getirmişti.

Eleştirilerini İstanbul Hükümeti’ne yönelten ve Padişahı doğrudan hedef alan bir cümle kurmayan Kâzım Karabekir Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın kendisinden istediği şekilde saltanatın kaldırılması gerektiğine dair bir cümle de kurmamıştı.

Rauf Bey’in Konuşmaları

O günlerde İcra Vekilleri Heyeti Reisliği yapmakta olan Sivas Mebusu Rauf Bey, telgrafların okumasının kendisine İstanbul’da işgal altında hırsla oturan kimselerin ülkenin başına getirdikleri felaketleri hatırlattığını ifade ettikten sonra Mondros Mütarekesi’nin ardından düşman kuvvetleri İstanbul Limanı’na geldiğinde bu kişilerin düşman kuvvetlerine dayanarak hakimiyet-i milliyeyi temsil eden tek teşkilatı kanuna aykırı olarak feshettiğini, bu yanlışı yapan kişinin şimdi bu telgrafları gönderen Tevfik Paşa olduğunu, tehlikeyi gören milletin Anavatan’da bir araya geldiğini, İstanbul Hükümeti’nin arzu etmedikleri şekilde meclisi İstanbul’da topladığını, kendilerinin de razı olmak durumunda kaldığı bu meclisin Merkez Kumandanlığınca basılarak kapatıldığı gibi konulara değinmek suretiyle eleştirilerini dile getirmişti.

Konuşmasının devamında gönderilen telgrafla ülke içinde ve İslam âleminde yanlış düşünceler yaymaya çalışanların başarılı olamayacaklarını, İstanbul’da yerel idare şeklinde toplanan heyetin ve bütün dünyanın İslam ve Türkiye halkının bağımsızlığını kazandığını ve kimseye vermeyeceğini bilmesi gerektiğini, kısa zaman içinde bunun yeniden tüm dünyaya ilan edileceğini alkışlar eşliğinde ifade etmişti. Rauf Bey de konuşmasında doğrudan Padişahı ve saltanatı hedef alan bir cümle kurmamış, eleştirilerini İstanbul Hükümeti ile sınırlı tutmuştu.

Bununla beraber Rauf Bey, saltanatın kaldırılmasının ardından, bu günün Mevlit Kandili’ne rastlamasını öne çıkarmak suretiyle o gece ve ertesi günü bayram kabul etme yönünde bir teklifte de bulunmuştu. Bravo sesleri ve alkışlarla karşılanan ve Büyük Millet Meclisi’nde oya sunulan teklif daha sonra kanun şeklinde tespit edilmek üzere prensip itibarıyla kabul edilmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu yöndeki teklifi bir yıl kadar sonra 24 Ekim 1923 tarihinde gündemine alacak, Saltanat’ın kaldırıldığı 1 Kasım 1922 tarihinin Hz. Peygamber’in doğum gününe denk gelen Hicri takvimdeki karşılığı 12 Rebiülevvel 1338 gecesi ve gününü ‘Hakimiyet Bayramı’ olarak kabul edecektir.

Ankara mebusu Ali Fuat Paşa’nın Konuşmaları

Ankara mebusu Ali Fuat Paşa ise İstanbul Hükümeti ile birlikte Sarayı da hedef alan ve saltanatın kaldırılması gerektiğini ifade eden bir konuşma yapmıştı. Kendisinden önce kürsüye gelen mebusların durumu yeterli derecede açıkladıklarını, bu yüzden tek bir noktaya değinmek istediğini belirten Paşa, Milli Mücadele’nin başından itibaren bir dış düşman yanında Padişah, Saray ve İstanbul Hükümeti denilen bir düşman daha olduğunu, askeri bir zafer kazanılmış olmasına rağmen İstanbul entrikasının son bulmadığını, şimdi önlerinde bir barış konferansı olduğunu ve sürekli ikiliğe sebep olan bu son düşmanın da o gün ortadan kaldırılması gerektiğini ifade etmişti.

Netice itibarıyla Saltanat kaldırılması o zamana dek pek çok konuda anlaşmazlığa düşen, Birinci ve İkinci Grup olarak bölünmüş mebusların uzlaşmaya vardığı bir atmosferde gerçekleşmiş, Mustafa Kemal Paşa’nın yol arkadaşları da bu uzlaşmaya dahil olmuştu. Böylece 1 Kasım 1922 tarihli Meclis kararı ile Saltanat kaldırılarak ülkedeki ikili yapı sona erdirilmiş ve Cumhuriyet’e giden yolda çok önemli bir adım atılmıştı.

Mustafa Kemal Paşa’nın Nutuk’ta Geçen Düşünceleri

Mustafa Kemal Paşa, Nutuk’ta Rauf Bey’in isteği ile gerçekleşen, Ali Fuat ve Refet Paşaların da katıldığı bir görüşmeden bahsetmektedir. Başkomutanlık Kanunu’nun bir kez daha uzatılacağı 20 Temmuz 1922 tarihinin bir gün öncesinde, Refet Paşa’nın Keçiören’deki evinde gerçekleşen ve sabaha kadar süren bu görüşme sırasında Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey ile Refet Paşa’nın hilafet ve saltanata taraftar oldukları yönündeki düşüncelerini kendisine açıkça ifade ettiklerini söylemektedir.

Rauf Bey, Mustafa Kemal Paşa’ya saltanat ve hilafete bağlı olduğunu, babası padişahın ekmeği ile yetiştiğinden kanında bu nimetin zerrelerinin olduğunu, nankör olmadığını ve olamayacağını, ayrıca padişaha sadakat borcu olduğunu söylemişti. Halifeye bağlılığının ise terbiyesi gereği olduğunu söyleyen Rauf Bey, genel durumun ancak hilafet ve saltanat makamı tarafından tutulabileceğini, bu makamın kaldırılarak yerine yeni bir makam getirilmesinin felakete yol açacağını ifade etmişti.

Mustafa Kemal Paşa bu noktada Refet Paşa’nın fikrini de öğrenmek istemiş, kendisinden Rauf Bey’in düşüncelerine katıldığı, saltanat ve hilafet dışında bir yönetim şeklinin söz konusu olamayacağı cevabını almıştı. Bir diğer yol arkadaşı Ali Fuat Paşa ise Moskova’dan henüz dönmüş olduğunu, bununla beraber genel durum ve düşünceleri inceleme noktasında yeterli vakit bulamadığını belirterek net bir cevap vermemişti.

Saltanatın kaldırılması, daha önce dile getirdiği aksi yöndeki düşüncelerine rağmen Rauf Bey’i Mustafa Kemal Paşa ile yol ayrımına götüren bir gelişme olmadı. Mustafa Kemal Paşa, Sadrazam Tevfik Paşa’dan gelen, barış konferansına Ankara ve İstanbul’un birlikte katılma önerisini de içeren telgraf üzerine saltanatın kaldırılması kararını uygulamaya koymuştu. Uluslararası alanda Türkiye’yi temsil hakkının İstanbul ile paylaşılamayacağı noktasında bütün mebuslar hemfikirdi.

Milli Mücadele’ye taraftar olan herkes gibi Rauf Bey de, Padişahın Anadolu’da gelişen Milli Hareket mensupları aleyhindeki tutumuna yakından şahit olmuştu. İşte böyle bir ortamda birbirine muhalif kimseler arasında bile saltanat aleyhinde bir görüş birliği ortaya çıkmış, Rauf Bey de bu hava içerisinde hareket etmişti. Öte yandan Rauf Bey için en uygun yönetim biçimi hakimiyet-i milliye esasına dayanan bir meclis hükümeti sistemi idi. İstanbul’un varlığının doğurduğu ikili yapıya son verecek güç de hakimiyet-i milliyeye dayanan ve halihazırda faaliyetlerine devam etmekte olan Büyük Millet Meclisi idi. Daha da önemlisi yapılan düzenleme saltanat kaldırılmasına yönelik olup hiçbir surette hilafete dokunmuyordu.

İşte bu nedenlerle Rauf Bey kısa bir süre önce Refet Paşa’nın evinde Mustafa Kemal Paşa’ya söylediklerinden vazgeçmekte bir sakınca görmemişti. Saltanat usulüne bir son verilmesi milli hakimiyet fikrini benimsemiş Rauf Bey için tek kişi egemenliğinin ortadan kalkması anlamında bir gelişme anlamında da gelmekteydi.

Salatanatın Kaldırılmasının Zamanlaması

Gerçekten de saltanatın kaldırılmasının zamanlaması çok doğru belirlenmişti. Tevfik Paşa’nın telgraflarının hemen ardından Mustafa Kemal Paşa’nın düğmeye basmış olması, üyelerinin Meclis üzerinde herhangi bir kuvvet tanımama konusundaki hassasiyeti ile birleşince ortaya Büyük Millet Meclisi’nin ilk döneminde nadir görülen bir uzlaşma çıkmıştı. Bu uzlaşma ortamında ortaya çıkan tereddütler ise saltanatın kaldırılması konusuna değil, hilafetin durumunun ne olacağı üzerine odaklanmıştı.

Mebuslar hilafetin devam etmesi gerektiği düşüncesindeydi. Bütün bu nedenlerle Rauf Bey, saltanat kaldırılırken en küçük bir itiraz dile getirmediği gibi konuşmalarında saltanatın kaldırılması gerektiğine vurgu yapmış ve Büyük Millet Meclisi haricinde bir gücün milleti temsil edemeyeceğinin altını çizmişti. Hatıralarına bakıldığında saltanatın kaldırılmasına yönelik anlatımları da bu yöndedir. Misak-ı Milli çerçevesinde Büyük Millet Meclisi hükümet sistemi dışında bir şeklin kabullenilemeyeceğini söyleyen Rauf Bey, İstanbul’un hükümet biçiminin 18 Mart 1920 tarihi itibarıyla geçersiz olduğunu ifade eden bir öneri ile saltanatın kaldırıldığı ve halifeliğin durumuyla ilgili kararın oybirliği ile alkışlar eşliğinde kabul gördüğünü söylemektedir.

1921 yılının Mayıs ayında Meclis’te Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu kurulmuştu. Temmuz ayında gönderdiği telgraf ile Grubun hilafet ve saltanata yer vermeyen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu rehber kabul ettiğini Mustafa Kemal Paşa’ya hatırlatan Kâzım Karabekir Paşa, bu girişimlerden ve Ankara basınının yayınlarından doğan ‘en mühim ve hayati endişe’nin hükümet şeklini belirleyen hilafet ve saltanatı bırakmak suretiyle oldu bitti şeklinde cumhuriyetçiliğin benimseneceği endişesi olduğunun altını çizmişti. Paşa’ya göre düşmanların işine yarayacak bu sakıncalı meseleden uzak durulmalıydı.

Kâzım Karabekir Paşa gelinen noktada, Rauf Bey ile benzer gerekçelerle vaktiyle dile getirdiği sözlerden geri adım atmak durumunda kalacak, Meclis konuşmasında İstanbul Hükümeti’ne yönelik eleştiriler dışında net bir fikir beyan etmeyecekti. Anılarında büyük zafer sonrası saltanat ve halifeliğin durumuna dair fikirlerini paylaşan Paşa, hükümet merkezinin İstanbul olmaması, hanedan üyelerinin devlet işlerine karışmalarının engellenmesi ve hilafetin hanedanda bulunması zaruretinden söz etmektedir. Yine başka bir yerde Karabekir Paşa’nın, saltanatın kaldırılması ve hilafetin hanedanda bırakılması düşüncesinde olduğu görülmektedir.

Sonuç itibarıyla yol arkadaşları saltanatın kaldırılma sürecinde önceden savunduklarının aksine Mustafa Kemal Paşa ile birlikte hareket etmişler ve Büyük Millet Meclisi’nde ortaya çıkan uzlaşmaya katkı sağlamışlardı.

Bir Cevap Yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Makaleler

İzmir’in Kurtuluşu

9 Eylül, Mondros Mütarekesiyle başlayan haksız işgal girişimlerine karşı Türk Milletinin bölgesel direnişinin, Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasıyla topyekün mücadeleye dönüştüğü zaferin sembol tarihidir. 26 Ağustos...

Sivas Kongresi

Osmanlı Devletinin fiili olarak parçalandığı süreçte Balkan savaşı ve Birinci Dünya savaşının kaybedilmesi, Mondros Mütarekesinin ağır şartları Atatürk tarafından Milli Mücadelenin başlatılmasına vesile olmuştur. Türkiye...

Sivas Kongresi ve Amerikan Mandası

Sivas Kongresi öncesinde üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devletinin yeniliklere ayak uyduramaması Meşrûtiyet’in ilanıyla sonuçlanmıştır. Kırk yıl tahtta kalan Abdülhamid döneminde Osmanlı büyük toprak...

Atatürk’ün 5. Süvari Kolordusunu Teftişi

Büyük Taarruz öncesi Başkomutan Atatürk, Sovyet ve Azeri büyükelçi, askeri ataşelerle birlikte Sivrihisar, Çay, Akşehir, Ilgın, Konya’yı kapsayan cephe gezisi ve denetlemelerde bulunmuştur. Atatürk...

Büyük Taarruzun Başarısı

26 Ağustos’ta Türk Milletinin var olma mücadelesi olarak tarihe geçen Büyük Taarruz taktik ve stratejik planlamasıyla tüm dünyadan gizli tutularak icra edilmiştir. İngilterenin Yunan...