18.2 C
New York kenti
Perşembe, Ekim 22, 2020

Buy now

Büyük Taarruz Muharebe Alanı Değerlendirmesi

Türk milletinin Milli Mücadele’de düşman karşısında göstermiş olduğu mücadelenin sonuçlanmasında etkili olan Büyük Taarruz, Türk ordusunun kazanmış olduğu önemli bir zaferdir.

Tarihte yerini almış tüm savaşlar coğrafi bir mekanda olmuştur. Arazinin tahlil edilmesi savaşın değerlendirilmesi açısından çok önemlidir. Tarihe şekil veren coğrafi şartlar aynı zamanda gelişmesinede katkı sağlar. Yapılan savaşın arazisi, fiziki yapısı savaşın seyri açısından önemlidir.

Afyonkarahisar ili sınırları içerisinde bulunan Kocatepe, cansiperane mücadelenin verildiği gerçek bir savaş alanıdır. Kocatepe, insanlık tarihinin en kanlı onur mücadelesinin verildiği ve savaşın coğrafi mekana işlendiği alanlardan biri olmuştur. Kocatepe bölgesinde kahramanca savaşılan bu alan, Büyükkalecik, Kurtkaya Mevkii, Sivritepe, Beytepe, Erkmentepe, Kaleciksivrisi, Hıdırlıktepe, Otluktepe, Tınaztepe ve Çiğiltepe bölgeleridir.

Türkiye Cumhuriyeti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Siyasi veya coğrafi anlamda parçalanması dahi düşünülemez. Misak-ı Milli sınırları içerisinde kalan Türkiye sınırlarını doğal ve kültürel coğrafya belirlemiştir.

26 Ağustos 1922 sabahı başlayan Büyük Taarruz Harekatı, Atatürk’ün sevk ve idare ettiği 30 Ağustos 1922 Başkumandan Muharebesiyle Yunan kuvvetlerinin çoğu etkisiz hale getirilmiştir. İstiklal Mücadelesinde Türk ordularına hedef olarak Akdeniz gösterilmiştir. Atatürk’ün bu tarihi direktifi dünya harp tarihinde eşine az rastlanan bir hızla yıldırım harbi olarak geçmiş, Türk ordusunun 9 Eylül 1922’de İzmir’e girmesiyle büyük bir zafer kazanılmıştır.

Ordu millet dayanışması ile başlatılan topyekun mücadele ve psikolojik harekatın her türlü yöntemleri uygulanarak zafere uzanan yol açılmıştır. Milli Mücadele’nin sonunda askeri zaferin verdiği güçle Lozan Antlaşması imzalanmıştır.

Büyük Taarruz Sahası ve Fiziki Yapısı

Her şeyden önce Afyonkarahisar, coğrafi konumu itibariyle önemli bir yerde bulunuyordu. Ülkemizin Batı Anadolu’ya açılan kapısı durumunda olup kara ve demir yolu ulaşımında bölgenin kavşak noktasında bulunmaktadır. Ulaşımdaki bu önemli konumu şüphesiz ekonomisine canlılık getirmiş, iktisadi hayatında etken olmuştur.

Gazi Mustafa Kemal, Büyük Taarruz başlangıcındaki genel durumu şöyle anlatıyor: “Baylar, artık Büyük Taarruzdan söz etmek zamanı geldi. Bilirsiniz ki Sakarya Meydan savaşından sonra düşman ordusu büyük ve kuvvetli bir grupla Afyonkarahisar – Dumlupınar arasında bulunuyordu. Bir başka kuvvetli grubu ise Eskişehir bölgesinde idi. Bu iki grup arasında yedek kuvvetler vardır. Sağ yanını Menderes bölgesinde bulundurduğu kuvvetlerle sol yanında İznik göl Kuzey ve Güneyindeki kuvvetleri ile koruyordu. Denilebilir ki düşman cephesi Marmara’dan Menderese kadar uzanıyordu”. Mustafa Kemal bu sözleriyle savaşın yapıldığı sahanın büyüklüğünü önemli bir vurgu yapmaktadır.

Büyük Taarruz zaferinden sonra Türkiye ile Yunanistan arasındaki sınır, 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması ile çizilmiştir. Türkiye ile Yunanistan kara sınırı toplam uzunluğu 212 km’yi bulmaktadır. Kara sınırı, Meriç ırmağının en derin yerini takip eder. Kapıkule sınır kapısı yakınlarında, Bulgaristan ile Türkiye sınırı birleşir.

Büyük Taarruz Zaferi

Misak-ı Milli Beyannamesi, Birinci Dünya Savaşı içindeki bazı siyasi ve askeri gelişmeleri bahane ederek Osmanlı Devleti’ni parçalamak ve böylece tarihi “Şark Meselesi”ni sona erdirmek isteyen İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan)’nin Ocak 1919’da başlayan Paris Barış Konferansı sürecinde Türkiye’nin geleceğiyle ilgili birtakım kararlar almaya çalıştıkları bir ortamda, Türkiye’nin barış şartlarını içeren bir program idi. Aynı zamanda da İtilaf Devletlerine yönelik esaslı bir siyasi mesajdır.

17 Şubat 1920 tarihinde Türk ve dünya kamuoyuna duyurulan Ahd-ı Milli(Misak-ı Milli) Beyannamesi şöyledir:

-Devlet-i Osmaniye’nin münhasıran Arap ekseriyetiyle meskun olup 30 Teşrin-i evvel 1918 tarihli mütarekenin hin-i akdinde muhasım orduların işgali altında kalan aksamının mukadderatı ahalisinin serbestçe beyan edecekleri araya tevfikan tayin edilmek lazım geleceğinden, mezkur hatt-ı mütareke dahil ve haricinde dinen, örfen (veya ırken), emelen müttehit ve yekdiğerine karşı hürmet-i mütekabile ve fedakarlık hissiyatıyla meşhun ve hukuk-ı ırkıye ve içtimaiyeleriyle şerait-i muhitiyelerine tamamıyla riayetkar, Osmanlı-İslam ekseriyetiyle meskun bulunan aksamın heyet-i mecmuası hakikaten veya hükmen hiçbir sebeple tefrik kabul etmez bir küldür.

-Ahalisi ilk serbest kaldıkları zamanda ara-yı ammeleriyle Anavatana iltihak etmiş olan elviye-i selase için lede’l-icap tekrar serbestçe ara-yı ammeye müracaat edilmesini kabul ederiz.

-Türkiye sulhuna talik edilen Garbi Trakya vaziyet-i hukukiyesinin tespiti de sekenesinin kemal-i hürriyetle beyan edecekleri araya tebaan vaki olmalıdır.

-Makam-ı Hilafet-i İslamiye ve Payitaht-ı Osmaniye olan İstanbul şehriyle Marmara denizinin emniyeti her türlü halelden masun olmalıdır. Bu esas mahfuz kalmak şartıyla Akdeniz ve Karadeniz boğazlarının ticaret ve münakalat-ı alakadar devletlerin müttefikan verecekleri karar muteberdir.

-Düvel-i İtilafiye ile muhasımları ve bazı müşarikleri arasında takarrür eden esasat-ı ahdiye dairesinde ekalliyetler hukuku memalik-i mütecaviredeki Müslüman ahalinin de aynı hukuktan istifade etmeleri emniyesiyle tarafımızdan teyid ve temin edilecektir.

-Milli ve iktisadi inkişafatımız daire-i inkana girmek ve daha asri bir idare-i muntazama şeklinde tedvir-i umura muvaffak olabilmek için, her devlet gibi bizim de temin-i esbab ve inkişafatımızda istiklal ve serbesti-i tamme mazhar olmamız üssül-esas-ı hayat ve bekamızdır.

Büyük Taarruz harekâtı, Mustafa Kemal, Fevzi ve İsmet Paşa arasında planlanmıştır. Türk Bağımsızlık Savaşı’nın programı “Misak-ı Milli” ile çizilmiştir. Misak- Millîde, “Tam Bağımsızlık”, olmazsa olmaz amaçlardan biri olarak belirlenmiştir. Askeri alanda kazanılan zaferler, diplomasi alanında taçlandırılarak yeni Türkiye devleti, dünyanın egemen güçlerine tam bağımsız devlet olarak tanıttırılmıştır. Türk milletinin ilerlemesinin yolunu açan da “Tam Bağımsızlık” ve “Milli Egemenlik” ilkeleri olmuştur.

27 Ağustos’ta Afyonkarahisar’ın kurtarılması tüm Anadolu’da büyük bir sevinç uyandırmıştır. Başta Ankara ve ona bağlı Haymana ve Ayaş, Konya-Ereğli, Kars-Sarıkamış, Adana, Mersin, İzmit ve Zonguldak’ta zafer gösterileri yapılmıştır. Hiç şüphesiz şehrin kurtuluşu en fazla Afyonkarahisar halkını sevindirmiştir.

27 Ağustos ikindi vaktinde Türk ordusu şehre girerken halk küçüğünden büyüğüne, erkeğinden kadınına; askerlerin, subayların ayaklarına, ellerine sarılmış ve gözyaşlarını tutamamışlardır. Özellikle Başkumandan Mustafa Kemal Paşa’ya büyük sevgi gösterilerinde bulunulmuştur.

Afyonkarahisar’a bağlı yerlerin de kısa süre içinde Yunanlılardan temizlenmesi halkı daha da mutlu etmiştir. Afyonkarahisar halkı 1 Eylül Cuma günü kurtuluşları için bir gösteri düzenlemiştir. İlk olarak Mevlevî Dergâhında şehitlerin ruhları için mevlit okutulmuş, ardından da cuma namazı kılınmıştır. Dini etkinlikler sonrasında halk Belediye Dairesi önünde toplanarak sevinç gösterilerinde bulunmuş ve Türk ordusunun kesin zaferi için dualar etmiştir. Afyonkarahisar’ın geri alınması üzerine Ankara’da da sevinç gösterileri yapılmıştır. İlk etkinlikler Haymana ve Ayaş’ta yapılmıştır. Buralarda Afyonkarahisar’ın kurtuluşu nedeniyle halk toplanarak sevinçlerini birbirleriyle paylaşmışlar, Türk ordusunun zaferleri için mevlit ve dualar okunmuştur.

Yeni Türk devletinin kuruluşundan itibaren sürekli olarak devletin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ve hükümetin gündeminde bulunan, programlarında yer alan Misak-ı Milli’nin önemine daima vurgu yapılmış, özellikle dış politikada, Misak-ı Milli, gerçekleştirilmesi gereken bir belge olarak kaydedilmiştir. Bunun tezahürlerini Türk Milli Mücadelesinin pek çok safahatında görmek de mümkündür. Lozan Barış Konferansı’na giden Türk heyetine verilen 14 maddelik metinde birçok defa görmek de mümkündür, Lozan’dan sonra modern Türkiye Cumhuriyeti’nin pek çok politikalarında ve bugün yüzüncü yılına emin adımlarla giden Türkiye Cumhuriyeti’nde görmek de mümkündür. Görünen o ki, Türkiye Cumhuriyeti var oldukça, Misak-ı Milli de var olacak, payidar olacaktır.

Atatürk’ün Türk tarihi içindeki en önemli rolü, imparatorluktan milli devlete geçişi sağlamak olmuştur. Bu bakımdan Atatürk’ün daha İttihat ve Terakki içindeyken bile “Misak-ı Milli” sınırları üzerinde ısrarla durması ve sonradan yapılacak Milli Mücadele’yi de bu açıdan değerlendirmesi, onda bir “milli vatan” kavramının varlığını göstermektedir.

Birinci Dünya Harbi’nden sonra meydana gelen gelişmeler Mustafa Kemal’i haklı çıkartmış ve onun “milli vatan” anlayışını benimsemekle ne kadar gerçekçi olduğunu göstermiştir. Artık onun çeşitli vesilelerle açıkladığı bu düşünceleri Milli Mücadele’nin tarihi gelişimi içinde fiili, hukuki ve siyasi bir tez haline gelmiştir.

Sonuç olarak; Türk milletinin “haysiyetli ve şerefli bir millet olarak” yaşama esasına dayanan Milli Mücadele’nin mihenk taşı, Misak-ı Milli kararları olmuştur. Milli Mücadele’nin her devresinde “nihai hedefin Misak-ı Milli sınırları” dahilinde tam bağımsız yaşamak olduğu ısrarla dünya kamuoyuna duyurulmuş, yürüyüş yolundaki engellerin üzerine imanla, kararlılıkla ve tereddütsüz gidilmiştir.

1922 yılında askeri zafer sonrasında da diplomasi mücadelesinin de eksenini yine Misak-ı Milli kararları teşkil etmiştir. Gösterilen hassasiyete rağmen Milli Mücadele içinde feda edilen Batum’a, Lozan’da yenileri eklenmek durumunda kalınmıştır.

İstiklal Harbi’nin çerçevesini belirleyen bu belge aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti devletinin temellerini de oluşturmuştur. Misak-ı Milli’de ortaya koyulan sınırlar, yeni Türk devletinin sosyolojik biçimlenmesine yol açtığı gibi “Ne Mutlu Türküm Diyene” anlayışının gelişmesine de zemin hazırlamıştır. Bu anlayış bir kültürel birlikteliği ifade etmektedir.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Makaleler

İzmir’in Kurtuluşu

9 Eylül, Mondros Mütarekesiyle başlayan haksız işgal girişimlerine karşı Türk Milletinin bölgesel direnişinin, Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasıyla topyekün mücadeleye dönüştüğü zaferin sembol...

Sivas Kongresi

Osmanlı Devletinin fiili olarak parçalandığı süreçte Balkan savaşı ve Birinci Dünya savaşının kaybedilmesi, Mondros Mütarekesinin ağır şartları Atatürk tarafından Milli Mücadelenin başlatılmasına...

Sivas Kongresi ve Amerikan Mandası

Sivas Kongresi öncesinde üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devletinin yeniliklere ayak uyduramaması Meşrûtiyet’in ilanıyla sonuçlanmıştır. Kırk yıl tahtta kalan Abdülhamid döneminde Osmanlı...

Atatürk’ün 5. Süvari Kolordusunu Teftişi

Büyük Taarruz öncesi Başkomutan Atatürk, Sovyet ve Azeri büyükelçi, askeri ataşelerle birlikte Sivrihisar, Çay, Akşehir, Ilgın, Konya’yı kapsayan cephe gezisi ve denetlemelerde...

Büyük Taarruzun Başarısı

26 Ağustos’ta Türk Milletinin var olma mücadelesi olarak tarihe geçen Büyük Taarruz taktik ve stratejik planlamasıyla tüm dünyadan gizli tutularak icra edilmiştir....