18.2 C
New York kenti
Perşembe, Ekim 22, 2020

Buy now

Cumhuriyet Fikrinin Oluşumu

6 Aralık 1922’de, Saltanatın kaldırılmasının ardından Mustafa Kemal Paşa “Halk Fırkası” adında bir parti kurmak niyetinde olduğunu basına açıkladı. Atatürk kurulacak bu yeni partinin tanıtımını ve bu zaman zarfına kadar yapılan faaliyetlerin kamuoyu etkisini anlamak üzere yurt dışı gezisine çıkmıştır.

Cumhuriyet’in Açıkça İfade Edilmesi

Mustafa Kemal Paşa, gittiği her yerde kamuoyunu ikna etmeye çalışmış yaptığı konuşmalarda özellikle milli egemenlik kavramının altını çizerek, milli egemenlikten dönüşün mümkün olmadığını ifade etmiştir. Mustafa Kemal’in bu yaklaşımı, kuşkusuz Osmanlı geleneklerine dönmeyi önlemek içindi. Her ne kadar saltanat kaldırılmış olsa da, Osmanlı hanedanının elinde hilafet makamı kozu muhafazakar çevrelerde halifeyi devlet başkanı gibi görme ve gösterme eğilimini güçlendiriyordu. Bu hususun farkında olan Mustafa Kemal Paşa rejimin adını açık bir şekilde ifade etme zorunluluğu her geçen gün daha da artıyordu.

Ankara’nın başkent yapılmasından sonra Neue Freie Presse muhabirine Mustafa Kemal Paşa açıklamalarda bulunmuştur. Anadolu’da Yeni Gün ve Hakimiyet-i Milliye gazetelerinde tam metni yayınlanan demecinde “hakimiyet bila-kayd ü şart milletindir. İcra kudreti, teşrii selahiyeti milletin yegane hakiki mümessili olan mecliste tecelli ve temerküz etmiştir. Bu iki kelimeyi bir kelimede hülasa etmek kaabildir: Cumhuriyet” diyerek, artık cumhuriyetin açıkça ifade edilmesinin zamanı geldiğini göstermiş oluyordu. Mustafa Kemal’in cumhuriyet kelimesini ağzından kaçırması (esasında Atatürk bilerek söylüyor) üzerine bazı milletvekilleri Mustafa Kemal’in Meclisteki odasına gelerek ondan bu “dil sürçmesini” düzeltmesini istemişlerdir.

Aslında Mustafa Kemal’in ağzından kaçırdığı bir şey yoktur. Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin ilan edilme zamanının geldiğini düşünerek konuyu tartışmaya açmıştır. Falih Rıfkı Atay’ın ifadelerine göre Mustafa Kemal’le bazı milletvekilleri arasında gerçekleşen 11 Eylül 1923 tarihli konuşma, cumhuriyet konusunun artık tartışılmaya başlandığının göstergesidir. Milletvekilleri ile sınırlı kalmayan tartışma, basına da yansımıştır. 26 Eylül 1923 tarihli Vatan gazetesinin “Meclis yalnız teşrii selahiyeti haiz olacaktır, icra kuvveti kabineye verilecektir” başlıklı haberinde yönetim şeklinin cumhuriyet olacağına ilişkin bilgi yer almıştır.

Mustafa Kemal Atatürk yapacağı önemli değişiklikleri uygun zamanı bekleyerek mutlaka bir vesile ile gerçekleştirmiştir. Lozan’a gidecek heyet söz konusu olunca Örneğin saltanatın kaldırılması gerçekleşmiştir. Cumhuriyetin ilanı için, yaklaşık bir yıldan beri böyle bir vesile ortaya çıkmamıştır. Son bir aydır yeni hükümet sisteminin tartışıldığı bir ortamda cumhuriyet ilan edilemiyordu. Gerçi ülkenin bir devlet başkanı sorunu vardı. Yabancı diplomatlar bu konuyu İsmet Paşa’ya sormuşlardır. Ayrıca halifenin devlet başkanı gibi görülme tehlikesi de mevcuttu. Ancak tüm bunlar yine de cumhuriyetin ilanı için yeterli vesile olarak görülmemiştir. Ayrıca mecliste bu işin kolaylıkla halledilebileceğine ilişkin Mustafa Kemal’in yakın çevresinde dahi görüş birliği yoktur. Nitekim cumhuriyet konusunda yapılan tartışmalarda Yunus Nadi’nin “bunu en kuvvetli zamanımızda yapmalıyız” sözüne Mustafa Kemal kalemini masaya vurarak, “en kuvvetli zamanımız bugündür” diyerek kafalardaki kuşkuları dağıtmaya çalışmıştır.

Bu tartışmalar sürerken ortaya çıkan hükümet bunalımı, Mustafa Kemal’in tam da istediği ortamı oluşturmuştur. Bundan önceki hükümet bunalımlarını bir şekilde çözen Mustafa Kemal Paşa, bu kez bunalımı çözmek için uğraşmadığı gibi, bunalımın sürmesine de katkıda bulunmuştur. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk, uygulamak için sırasını beklediği cumhuriyetin ilanı tasarısının uygulama zamanının geldiğine inanmıştır.

Cumhuriyetin ilanı, Teşkilat-ı Esasiye Kanununda yapılan değişiklik sonucu gerçekleşmiştir. Söz konusu değişikliğin adı, “Teşkilat-ı Esasiye Kanununun Bazı Mevaddmın Tavzihan Tadiline Dair Kanun” dur. Bunun anlamı, varolan fiili durumun açıklığa kavuşturulmasıdır. Nitekim bu konu görüşülürken yapılan tartışmalarda, bu duruma dikkat çekilmiş ve zaten şimdiye kadar fiilen cumhuriyetin var olduğu, şimdi ise adının konulduğu kimi milletvekillerince ifade edilmiştir.

Bu milletvekilleri, cumhuriyetin daha önceden fiilen kurulduğunu söylerken, kuşkusuz 1920’den sonraki durumu kastediyorlardı. Yasanın cumhuriyeti yoktan var ettiğini söylememesi, Türkiye’de cumhuriyetin, yaygın kanaatin aksine bir gecede ilan edilmediğinin, kısa sayılmayacak bir sürecin sonucu olduğunun en açık kanıtıdır. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda yapılan değişiklikle, birinci maddede, Türkiye Devletinin hükümet şeklinin cumhuriyet olduğu belirtilmiştir. 1924 Anayasasında aynı madde Türkiye Devletinin bir cumhuriyet olduğu biçiminde değiştirilerek, cumhuriyet, hükümet şeklinden, devlet şekline dönüştürülmüştür.

Sonuç olarak, Milli Mücadele, Türkiye’de tam bir dönüm noktasıdır. Milli Mücadele boyunca ortaya çıkan gelişmeler, merkezi iktidarın olaylar karşısındaki tutumu, Anadolu hareketinin İstanbul’dan bağımsızlaşması ve iktidar olması ve egemenlik anlayışındaki radikal değişim, yani egemenliğin millete ait olduğunun kabulü, Türkiye’de cumhuriyete giden yolları döşemiştir. Milli Mücadele, cumhuriyet konusunda fikri tartışmaların dönemi olmamış, cumhuriyetin fiilen kurulduğu dönem olmuştur. Milli Mücadele’den sonra, fiilen kurulan cumhuriyetin resmen ilanına sıra gelmiştir ki, bunun ilk adımı saltanatın kaldırılması biçiminde olmuş, ardından da cumhuriyet ilan edilmiştir. Dolayısıyla, cumhuriyetin fikri tohumları Tanzimat’la birlikte atılmış, Yeni Osmanlılar ve Jön Türkler tarafından işlenmiş, Milli Mücadele yıllarında fiilen kurulmuş, 29 Ekim 1923’te de Yeni Türkiye’nin rejimi olarak benimsenmiştir.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Makaleler

İzmir’in Kurtuluşu

9 Eylül, Mondros Mütarekesiyle başlayan haksız işgal girişimlerine karşı Türk Milletinin bölgesel direnişinin, Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasıyla topyekün mücadeleye dönüştüğü zaferin sembol...

Sivas Kongresi

Osmanlı Devletinin fiili olarak parçalandığı süreçte Balkan savaşı ve Birinci Dünya savaşının kaybedilmesi, Mondros Mütarekesinin ağır şartları Atatürk tarafından Milli Mücadelenin başlatılmasına...

Sivas Kongresi ve Amerikan Mandası

Sivas Kongresi öncesinde üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devletinin yeniliklere ayak uyduramaması Meşrûtiyet’in ilanıyla sonuçlanmıştır. Kırk yıl tahtta kalan Abdülhamid döneminde Osmanlı...

Atatürk’ün 5. Süvari Kolordusunu Teftişi

Büyük Taarruz öncesi Başkomutan Atatürk, Sovyet ve Azeri büyükelçi, askeri ataşelerle birlikte Sivrihisar, Çay, Akşehir, Ilgın, Konya’yı kapsayan cephe gezisi ve denetlemelerde...

Büyük Taarruzun Başarısı

26 Ağustos’ta Türk Milletinin var olma mücadelesi olarak tarihe geçen Büyük Taarruz taktik ve stratejik planlamasıyla tüm dünyadan gizli tutularak icra edilmiştir....