10 C
New York kenti
Perşembe, Ekim 29, 2020

Buy now

Cumhuriyet’in İlanı

1 Kasım 1922’de Saltanatın kaldırılması sonrasında ülkenin yönetim şekline ilişkin tartışmalar başlayacak, Türkiye Devleti’nin uluslararası düzeyde tanındığı 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Anlaşması sonrasında ise sıra rejimin adının konulmasına gelecekti. Lozan’dan üç ay sonra 24 Ekim’de başlayan ve adeta bir senaryonun hayata geçirilmesi şeklinde cereyan eden gelişmeler sonunda Cumhuriyet ilan edilmesi ile yeni Türkiye’nin rejimi belirlenmiş olacaktı.

Cumhuriyet’in İlanından Önceki Gelişmeler

Bu noktada Cumhuriyet’in ilan edilmesinden önceki beş gün boyunca yaşanan gelişmelere bakmak gerekmektedir. 2 inci Ordu Müfettişliği’ne getirilen Ali Fuat Paşa, yeni görevi nedeniyle uhdesinde bulunan Meclis İkinci Reisliği’nden ayrılmış ve istifası 24 Ekim’de Meclis’te okunmuştu. İcra Vekilleri Heyeti Reisliği yapmakta olan Ali Fethi Bey de, yürütmekte olduğu Dahiliye Vekilliği’nden yoğun iş temposu gerekçesiyle aynı gün istifa etmişti. Boşalan bu iki pozisyon için ertesi gün bir araya gelen Halk Fırkası Grubu Dahiliye Vekilliği için Erzincan mebusu Sabit Bey’i, Meclis İkinci Reisliği için ise o sıralarda Ankara’da olmayan Eski İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Bey’i aday gösterme kararı almıştı.

Mustafa Kemal Paşa, Halk Fırkası Grubu’nun tercihini iyi karşılamayarak İcra Vekilleri Heyeti’nin istifa ettirilmesiyle başlayan bir hükümet krizi sürecini idare etmeye başlamıştı. İcra Vekilleri Heyeti ise 26 Ekim’de önce kendi içinde yaptığı bir toplantının ardından Mustafa Kemal Paşa’nın da katıldığı Çankaya toplantısından sonra istifa kararı almıştı.

İcra Vekilleri Heyeti’nin istifasını talep eden bizzat Mustafa Kemal Paşa idi. Bununla beraber ordu önemli görüldüğü için Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekili olan Fevzi Paşa’nın görevini bırakmaması, yeniden seçilme durumunda vekillerin de görev kabul etmemesi kararına varılmıştı. Fethi Bey’in başında olduğu İcra Vekilleri Heyeti’nin 27 Ekim’de Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa’ya sunduğu istifa metninde ülkenin içinde bulunduğu dahili ve harici sorunların çözülebilmesi Meclis’ten tam destek alan bir hükümetin kurulması gerektiği vurgulanmış, böyle bir kabinenin kurulabilmesi için de istifa edildiğinin altı çizilmişti.

Büyük Millet Meclisi’nde 28 Ekim günü okunan istifa sonrasında teşkilatı ve lideri olmayan muhalefet tarafından yeni bir hükümetin kurulması yönünde bir takım girişimlerde bulunulmuştu. Hatta İcra Vekilleri Heyeti Reisliğini yol arkadaşlarından Ali Fuat Paşa’nın üstleneceği bir kabine için de çaba gösterilmiş, ancak hiçbir girişim sonuca ulaşamamıştı. Hükümetin kurulmasının bu denli zor olması her vekilin Büyük Millet Meclisi tarafından tek tek seçilmesi şartından ileri geliyordu. Çankaya’da alınan karar gereği önceki vekillerden hiçbirinin yeni hükümette görev almayı kabul etmemesi de bu zorluğu adeta ‘imkansız’ boyutuna taşıyordu. Süreç tam da Mustafa Kemal Paşa’nın istediği şekilde işliyor, Meclis’te bir uzlaşma temin edilemediği için yeni bir kabine kurulamıyordu.

Cumhuriyet’in ilan edilmesi ile vekillerin Meclis tarafından ayrı ayrı seçilmesi usulüne bir son veriliyor, vekiller İcra Vekilleri Heyeti Reisi tarafından belirleniyordu. Cumhuriyet’in ilanı hükümet kurma zorlukları önündeki engelleri kaldırmakla beraber esasında Mustafa Kemal Paşa’nın devrimci düşünceleri neticesinde ortaya çıkmış oluyordu.

Cumhuriyet’in İlanından Önce Bir Hükümet Kurulabilmiş olsaydı ne olurdu?

Bu ihtimali de dikkate alarak bir ‘B Planı’ da olan Mustafa Kemal Paşa, bir vekiller heyetinin kabul görmesi halinde, yeni kabinenin ülke yönetimi açısından liyakatinin dikkate alınacağını, yeni kabineye yardımda bile bulunulacağını, bununla beraber eğer ülkenin idaresi ve kafasındaki yeniliklerin hayata geçmesi noktasında bir zayıflık söz konusu olursa Meclis’in bu konuda bilgilendirileceğini söylemektedir. Hükümetin kurulamaması durumunda, zaten siyasi bir kriz yaşanacağı için bunalımdan Cumhuriyetin ilan edilmesi ile çıkılacaktı.

Halk Fırkası İdare Heyeti toplantısına katıldıktan sonra içlerinde İsmet Paşa ile Müdafaa-i Milliye Vekili Kâzım Bey’in de bulunduğu kişileri 28 Ekim’de Çankaya’ya çağıran Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyet’in ertesi gün ilan edileceğini ifade etmişti.

29 Ekim Pazartesi günü topladığı Halk Fırkası Grubu’nda Mustafa Kemal Paşa, bunalımın icra vekilleri heyetinin seçilme yöntemi nedeniyle yaşandığını ve artık sorunu çözme vaktinin geldiğini söylemişti. Hemen sonra da Cumhuriyet’in ilan edilmesi yönündeki kanun teklifinin Meclis’e getirilmesi kararına varılmıştı. Aynı gün Büyük Millet Meclisi gündemine alınan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’ndaki bazı maddelerin değiştirilmesini öngören teklif, konuşmaların ardından oy birliği ile kabul edildi. Böylece Ekim ayının son günlerinde yaşanan kabine bunalımı, 29 Ekim 1923’te Anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesi neticesinde ülkenin siyasi rejimini de belirleyen Cumhuriyet’in ilanı ile son bulmuş oldu.

Cumhuriyet’in ilanı ile anayasada devletin şekline dair maddeler değiştirildi. Anayasanın ilk maddesi Türkiye Devleti’nin hükümet şeklinin Cumhuriyet olduğunu tescilledi. Bununla beraber yeni bir devlet başkanlığı ve kabine usulü benimsendi. Devlet başkanlığı makamı, Meclis üyeleri içerisinden bir seçim dönemi için seçilecek, bir kez daha aday olma hakkı olan ve gerektiğinde Meclis’e ve İcra Vekilleri Heyeti’ne başkanlık edebilecek bir Cumhurbaşkanı tarafından doldurulacaktı.

Cumhuriyet’i ilan edildiği anayasa değişikliğinin kabulünün hemen ardından Mustafa Kemal Paşa, hazır bulunan 158 mebusun tamamının oyu ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk cumhurbaşkanı olacaktı. Yine Meclis içinden Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek İcra Vekilleri Heyeti Reisi, ki artık başvekil olarak anılacaktır, kendi belirlediği vekiller ile Cumhurbaşkanının onayını aldıktan sonra Meclis’ten güvenoyu alarak görevine başlayacaktı. Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte kurulan ilk kabine de 30 Ekim 1923 tarihli oylamada hazır bulunan 166 üyenin tamamının desteği ile güvenoyu alan İsmet Paşa Kabinesi olacaktı.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Makaleler

İzmir’in Kurtuluşu

9 Eylül, Mondros Mütarekesiyle başlayan haksız işgal girişimlerine karşı Türk Milletinin bölgesel direnişinin, Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasıyla topyekün mücadeleye dönüştüğü zaferin sembol...

Sivas Kongresi

Osmanlı Devletinin fiili olarak parçalandığı süreçte Balkan savaşı ve Birinci Dünya savaşının kaybedilmesi, Mondros Mütarekesinin ağır şartları Atatürk tarafından Milli Mücadelenin başlatılmasına...

Sivas Kongresi ve Amerikan Mandası

Sivas Kongresi öncesinde üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devletinin yeniliklere ayak uyduramaması Meşrûtiyet’in ilanıyla sonuçlanmıştır. Kırk yıl tahtta kalan Abdülhamid döneminde Osmanlı...

Atatürk’ün 5. Süvari Kolordusunu Teftişi

Büyük Taarruz öncesi Başkomutan Atatürk, Sovyet ve Azeri büyükelçi, askeri ataşelerle birlikte Sivrihisar, Çay, Akşehir, Ilgın, Konya’yı kapsayan cephe gezisi ve denetlemelerde...

Büyük Taarruzun Başarısı

26 Ağustos’ta Türk Milletinin var olma mücadelesi olarak tarihe geçen Büyük Taarruz taktik ve stratejik planlamasıyla tüm dünyadan gizli tutularak icra edilmiştir....