8.2 C
New York kenti
Cuma, Aralık 4, 2020

Buy now

Devletçilik

Millet, devleti kurar ve devlet de milletin güvenliğini ve adaletini sağlar. İç ve dış işlerini düzene koyar. Bu işleri millet yapamaz, milletin menfaatleri doğrultusunda devletin yapması gerekir. Bu görevi yapan devlet, milletini korur ve varlığını devam ettirmesini sağlar.

Devlet, Millet İşbirliği

Devletçilik ilkesiyle Türkiye’de devlet ve millet birleştirilmiştir, devlet-millet işbirliği sağlanmıştır. Ayrıca Türkiye’de plânlı kalkınma, teknik gelişme de bu ilkeyle gerçekleşmiştir. Devletin açtığı iş yerlerinde çalışan milletin fertleri, hem kendinin hem de devletin kalkınması için çalışmıştır. Devletin bütün kapıları Türk milletinin bütün fertlerine istisnasız açılmıştır.

Devletçilik sadece devletin iş yeri açması, güvenlik ve adalet işlerine veya ekonomiye müdahalesi demek değildir. Bunun dışında devlet, siyasi, askeri, sosyal ve kültürel alanlarda rol alan bir denge mekanizmasıdır. Devletçilik, modern bir millet olmak, millî kültüre kavuşmak, demokratik bir düzen içinde gelişmek, ekonomik geleceği kazanmak üzere devletin yüklenebileceği görevlerin hepsidir.

Karma Ekonomi Modeli

Türkiye’de devletçilik ekonomik anlamda karma ekonomi şeklinde kendini göstermiştir. Bu anlayışta devlet işletmeciliği ile özel teşebbüs bir arada bulunmuştur. Devlet, öncelikle özel sektörün yapamayacağı işleri yapmıştır. Sonradan mutedil devletçilik denilen bir anlayış hâkim olmuş burada da devlet özel sektörün yapabileceği işleri de yapmaya başlamış ancak özel sektörü yok sayıp engellememiştir. Devletle özel sektör arasında tatlı bir rekabet yaşanmıştır. Devletçilik anlayışında devlet ve fert birbirine karşıt değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. Devletçilik ilkesiyle devletin ve milletin birlikte güçlenmesi sağlanmıştır.

Devletçilik anlayışı komünizmden ve liberalizmden ayrıdır. Devlet kontrolünün yanında ferdi teşebbüse de yer vermiştir. Devletçilik ilkesiyle ferdin hakkı ferde, devletin hakkı devlete verilmiştir. Fert devlet için, devlet de fert için asla feda edilmemiştir. Devlet daha çok ferdin yapamayacağı işleri üstlenmiştir. Uzun bir süre, enflasyonsuz para politikaları, denk bütçe uygulamaları ve yerli kaynakların etkin kullanımı gibi yöntemler denenmiştir. Böylece devlet, milleti refaha kavuşturmak, memleketi bayındır hale getirmek için ekonomik faaliyetlerle ilgilenmiştir. Ayrıca ekonomik bağımsızlık da sağlanmıştır.

Devlet ve millet ekonomik faaliyetler gerçekleştirmekte özgür olmuştur. Devlet, sanayileşmenin ve kalkınmanın öncülüğünü üstlenmiştir. Sanayi tesisleri memleketin içlerine, uzak yerlere yayılmıştır. Devletçilik ilkesiyle ekonomik alanda milli gelir artmış ve milletin refah seviyesi yükselmiştir. Devlet bu ilkeyle hem ekonomik hem de sosyal alanda düzenleyici ve kontrol edici bir rol oynamıştır. Özel sektörün tercih etmediği ya da gücünün yetmediği durumlarda yatırım yapmış ve özel sektörü reddetmemiştir.

Kanunlara riayet etmeleri şartıyla devletçilik ilkesinde yabancı sermayeye karşı çıkılmamıştır. Yabancıların sermayelerini kullanarak Türk milletini köleleştirmesine de müsaade edilmemiştir.

Devlet, Ülkesi ve Milletiyle Bölünmez Bir Bütündür

Bu anlayış Anayasada da yerini bulmuştur. Her alanda olduğu gibi ekonomide de devletin ve milletin yapacağı işler vardır ve farklıdır. Devlet ve millet birbirini destekler ve uyum içinde olur. Ayrıca devlet, yatırımcıya, üreticiye, dağıtımcıya ve tüketiciye yön vermek ve gelişmeleri denetlemek durumundadır. Bütün bunlar milletin refahı ve menfaati içindir. Devletçilik ilkesiyle ekonomi planlı bir şekilde geliştirilmiştir. Ekonomik kalkınmanın belli kişilerde değil bütün millette, bölgesel değil ülkenin tümünde gerçekleşmesi hedeflenmiştir.

Devletçilik ilkesiyle iktisadi devlet teşekkülleri milli ekonominin bütün sektörleri için bir mektep vazifesi görmüştür. İşletme, muhasebe, organizasyon, işçi hakları, iş güvenliği gibi pek çok konuda devlet, özel sektöre öncü ve örnek olmuştur. Türkiye’de yapılan milyarlarca liralık özelleştirmeye rağmen devlet, devletçilik politikasından halâ vazgeçebilmiş değildir. Aynı şekilde aradan geçen yıllara rağmen Cumhuriyetçilikten, Milliyetçilikten, Laiklikten, Halkçılıktan ve İnkılâpçılıktan da vazgeçmek mümkün değildir.

Bir Cevap Yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Makaleler

İzmir’in Kurtuluşu

9 Eylül, Mondros Mütarekesiyle başlayan haksız işgal girişimlerine karşı Türk Milletinin bölgesel direnişinin, Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasıyla topyekün mücadeleye dönüştüğü zaferin sembol tarihidir. 26 Ağustos...

Sivas Kongresi

Osmanlı Devletinin fiili olarak parçalandığı süreçte Balkan savaşı ve Birinci Dünya savaşının kaybedilmesi, Mondros Mütarekesinin ağır şartları Atatürk tarafından Milli Mücadelenin başlatılmasına vesile olmuştur. Türkiye...

Sivas Kongresi ve Amerikan Mandası

Sivas Kongresi öncesinde üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devletinin yeniliklere ayak uyduramaması Meşrûtiyet’in ilanıyla sonuçlanmıştır. Kırk yıl tahtta kalan Abdülhamid döneminde Osmanlı büyük toprak...

Atatürk’ün 5. Süvari Kolordusunu Teftişi

Büyük Taarruz öncesi Başkomutan Atatürk, Sovyet ve Azeri büyükelçi, askeri ataşelerle birlikte Sivrihisar, Çay, Akşehir, Ilgın, Konya’yı kapsayan cephe gezisi ve denetlemelerde bulunmuştur. Atatürk...

Büyük Taarruzun Başarısı

26 Ağustos’ta Türk Milletinin var olma mücadelesi olarak tarihe geçen Büyük Taarruz taktik ve stratejik planlamasıyla tüm dünyadan gizli tutularak icra edilmiştir. İngilterenin Yunan...