10 C
New York kenti
Perşembe, Ekim 29, 2020

Buy now

Laiklik

Laiklik en basit tanımı ile din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, din ve vicdan hürriyetinin sağlanmasıdır. Laiklik, resmi bir devlet dininin bulunmamasıdır. Ayrıca laiklik, devletin din ve mezhepleri ne olursa olsun millete eşit ve adil davranmasıdır.

Devletin bütün vatandaşları aynı dine mensup olmayabilir. Mesela Türkiye’de milletin büyük çoğunluğu Müslüman ise de başka dinlere inananlar da bulunmaktadır. Bu durumda devletin yapacağı iki şey vardır. Ya devlet işlerini ve hukuk kurallarını bütün inanç sistemlerine göre ayrı ayrı uygulamak ya da laiklikte olduğu gibi din ve devlet işlerini birbirinden ayırmaktır.

Laiklik ilkesiyle ikincisi tercih edilerek din ve devlet işleri birbirinden ayrılmıştır. İnançlarına göre her topluluğa ayrı ayrı hukuk kuralları uygulamaktansa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün vatandaşları ya da Türk milletinin bütün fertleri laik ya da evrensel hukuka tabi tutulmuştur.

Laiklik İlkesine Göre Herkes Eşittir

Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli, Şii, Caferi, Alevi, Yahudi, Ortodoks, Katolik, Protestan, Bahai, Nasturi, Süryani, Maruni, Ezidi, Keldani, Budist, Hinduist ya da Ateist kim olursa olsun hangi inanca ya da mezhebe mensup olursa olsun bu ülkenin sınırları içinde yaşayan ve kendini Türk milletinin bir ferdi olarak gören herkes Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin nazarında birdir ve eşittir.

Hiçbir inanç sisteminin bir diğeri üzerinde etkili olmasına ya da bir diğerini yok saymasına müsaade edilmez. Yani, devlet buna izin vermez. Devlet bütün vatandaşlarına eşit uzaklıktadır ve vatandaşları arasında ayrım yapmaz. Yeni Türk Devleti’nin kurucu belgesi niteliğinde olan Lozan antlaşmasının imza sürecinde bu anlayışla hareket edilerek askeri, adli ve mali kapitülasyonlar kaldırılmış, Türk milletinin tam bağımsızlığı sağlanmıştır.

Dini ve Dünyevi İşler Birbirinden Ayrılmıştır

Laiklik yoluyla Türkiye’de dini ve dünyevi işler birbirinden ayrılmış ve toplum sorunlarının çözülmesinde akıl, bilim ve modernleşme prensipleri esas alınmıştır. Laiklik sayesinde toplumda kadın-erkek eşitliği sağlanmış ve kadınlar bugünkü haklarını elde etmiştir.

Yüzyıllar boyunca Avrupa ile kıyaslandığında çok az da olsa Anadolu’da mezhep rahatsızlıkları görülmüştür. Laiklik ilkesiyle Türk milleti bundan kurtarılmaya çalışılmıştır. Laiklik Türkiye’de mezhepler ve tarikatlar arası sürtüşme ve çatışmaları ortadan kaldıran ve Türk milletinin birliğini pekiştiren önemli bir faktördür.

Türk milletini inanç ve mezhep farklılıklarından dolayı kavga ettirip bölmek isteyenlere karşı, millî birlik ve beraberliği sağlayan en etkili güç laikliktir. Böylece inançları bahane ederek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iç işlerine karışmak isteyen yabancı devletlere fırsat verilmemiştir.

Din, Vicdan ve İbadet Özgürlüğü

Laikliğin tanımında yer alan başka bir unsur da din, vicdan ve ibadet özgürlüğüdür. Din ve vicdan özgürlüğünün garantisi laikliktir. Hangi inanca sahip olursa olsun inancına göre yaşayan, rahatlıkla inancının gereğini yerine getirebilen insanlar çok daha huzurludur ve böyle toplumlarda millet birlik ve beraberlik içinde yaşar.

Laik devlet herhangi bir dine mensup değildir. Fakat laiklik dinsizlik demek değildir. Çünkü devleti yönetenlerin ve milleti meydana getiren fertlerin dini inançlarının olması gayet tabiidir. Çağdaş dünyada fertlerin bir inanca sahip olmalarının tabiiliği kadar devletin resmî dininin olmaması, diğer ifade ile “laik” olması da önemlidir. Çünkü laik devlet bazı Marksist veya Leninist devletler gibi dini reddetmez ya da dinsizliği telkin etmez ve din aleyhtarlığı yapmaz. Aynı zamanda laik devlet dine dayalı teokratik bir devlet de değildir. Devletin bu özellikleri bütün vatandaşları birbirine bağlayıp birlik ve beraberliği güçlendirir.

Laiklik herhangi bir dinî grup, inanç sistemi, mezhep ve cemaatin siyasetle iştigal ederek partileşmesine ve bu yolla siyaset yapmasına da müsaade etmez. Din ve mezhep vicdani bir durumdur. Kimse kimseyi bu hususta etkilemez ve dine dayalı siyaset yapılmaz. Durum böyle olunca dini inançlarla siyasi maksatlar çatışmaz, toplumda inanç farklılıklarından dolayı siyasi gerginlikler yaşanmaz. Böylece milletin birlik ve beraberliği sağlanmış olur.

Başka bir ifadeyle laiklik sayesinde mezhep ve din eksenli kavgalar, huzursuzluklar, anlaşmazlıklar çıkmaz. Böylece toplumda millî birlik ve beraberlik daha da güçlenir.

Laiklik, kanun önünde eşitliğe imkân verdiği için de millî birlik ve beraberliğe katkıda bulunmuştur. İnancı ne olursa olsun Türk milletinin bütün fertleri kanunlar önünde eşittir ve herkes aynı mahkemelerde yargılanır. Evrensel hukuk kuralları işletilir. Hukukta birlik sağlanır. Bu da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları içinde yaşayan herkesi hem birinci sınıf vatandaş yapar hem de birlik ve beraberliği sağlar.

Laiklik, hangi dine mensup olursa olsun din adamlarının dini kıyafetlerle ibadethaneler dışında gezmesine de izin vermez.

Laiklik, sahte dindarlık, din istismarı, büyücülük, üfürükçülük, muskacılık gibi kavramları da tasvip etmez. Devlet bu konuda tedbir alır ve vatandaşını korur.

Laiklik, rasathanenin topa tutularak yıkıldığı, coğrafya derslerinde harita kullanmanın uygun olup olmadığının, tıp fakültelerinde okuyan öğrencilerin eğitiminde kadavra kullanılmasının tartışıldığı, “dünya gâvurun ahiret Müslümanın” gibi yanlış düşüncelere dayanan birtakım bağnazlıkları, ilmi hezeyanları geride bırakmış, Türk milletine tam manasıyla bilimsel özgürlük kazandırmıştır.

Bu ilkeye göre din adamlarının atamaları, özlük haklarının temini devlet tarafından Diyanet İşleri Başkanlığınca sağlanır. Bunun sebebi din işlerinin devlet kontrolünden çıkıp bazı cemaat ve teşkilatların eline geçmesini önlemektir. Bu suretle devlet din istismarını önler ve vatandaşların bölünüp parçalanmasına müsaade etmez.

Laikliğin belli bir tanımının olmadığı, her ülkenin yapısına göre farklı uygulanabileceği dolayısıyla Türkiye’de de farklı şekilde uygulandığını savunan bazı düşünceler mevcuttur. Ayrıca bir Atatürk milliyetçiliği/Türk milliyetçiliği, Atatürk devletçiliği olduğu gibi Atatürkçü laiklik veya Türkiye’ye özgü laiklik olduğu fikri de mevcuttur.

Atatürk’ün laiklik anlayışında dine saygı duyulur ancak devlet ve toplum dinin tekeline bırakılmaz. Büyük çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda yaşadığının bilincinde olan Atatürk, ancak kendisinin siyasal ve toplumsal inkılâplarına engel olmaya çalışıldığı durumlarda dine karşı çıkmıştır. O, laiklik ilkesiyle, şahsi çıkarları için dini siyasete alet eden cahil din adamlarına engel olmuştur.

Laiklik anlayışında bilimsellik, dini siyasete karıştırmamak, dinin siyasetçiler ya da softalar elinde çıkar aracı olmasını engellemek, kimseyi inancından dolayı kınamamak, kimseyi ibadete zorlamamak, genel ahlâk ve adaba aykırı olmamak şartıyla kimsenin ibadetini engellememek, fertleri din ve diyaneti açısından eğitmek ve öğretmek gibi hususlar ön plana çıkmaktadır.

Atatürk bir “deist” ya da “ateist” değildir. Ona göre; “Din vardır ve lüzumludur. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Allah tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır”.

Türkiye’de eğitim faaliyetleri de laiklik ilkesine göre düzenlenmiştir. Eğitimde laiklik ilkesi, eğitimin dini makamların etkisinden uzak tutularak, devletin denetimine alınmasını ve Milli Eğitim Bakanlığınca yürütülmesini sağlamıştır. Laiklik konusunda bugüne kadar yaşanan sorunlar sunidir. Bu sorunların sebebi bazı kişi veya kurumların laikliği farklı zamanlarda farklı yorumlamasıdır. Aslında Atatürk, yapılması gereken en doğru işi yapmış Türk milletinin bütün fertlerini laiklik kavramı ile tanıştırmıştır.

Laiklik ilkesi doğrultusunda zamanla Türkçe ibadet ve Türkçe ezan uygulamaları gündeme gelmiş ve bu durum bazı kişiler tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Ancak bunun dine saygısızlık değil bir milliyetçilik hareketi olduğu iddia edilmiştir.

Özellikle Atatürk’ün vefatından sonraki dönemde, 1950’lere kadar Türkiye’de laikliğin istismar edildiği, ya da başka bir ifadeyle, laiklik ilkesinin, dinsizlik ve din düşmanlığı şeklinde yorumlanmaya kalkıldığı gözden uzak tutulmamalıdır

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Makaleler

İzmir’in Kurtuluşu

9 Eylül, Mondros Mütarekesiyle başlayan haksız işgal girişimlerine karşı Türk Milletinin bölgesel direnişinin, Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasıyla topyekün mücadeleye dönüştüğü zaferin sembol...

Sivas Kongresi

Osmanlı Devletinin fiili olarak parçalandığı süreçte Balkan savaşı ve Birinci Dünya savaşının kaybedilmesi, Mondros Mütarekesinin ağır şartları Atatürk tarafından Milli Mücadelenin başlatılmasına...

Sivas Kongresi ve Amerikan Mandası

Sivas Kongresi öncesinde üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devletinin yeniliklere ayak uyduramaması Meşrûtiyet’in ilanıyla sonuçlanmıştır. Kırk yıl tahtta kalan Abdülhamid döneminde Osmanlı...

Atatürk’ün 5. Süvari Kolordusunu Teftişi

Büyük Taarruz öncesi Başkomutan Atatürk, Sovyet ve Azeri büyükelçi, askeri ataşelerle birlikte Sivrihisar, Çay, Akşehir, Ilgın, Konya’yı kapsayan cephe gezisi ve denetlemelerde...

Büyük Taarruzun Başarısı

26 Ağustos’ta Türk Milletinin var olma mücadelesi olarak tarihe geçen Büyük Taarruz taktik ve stratejik planlamasıyla tüm dünyadan gizli tutularak icra edilmiştir....