8.2 C
New York kenti
Cuma, Aralık 4, 2020

Buy now

Milliyetçilik

Fransız ihtilaliyle Avrupa’da ortaya çıkan milliyetçilik kavramı bir yandan bazı imparatorlukların yıkılmasına bir yandan da birçok milletin esaretten kurtulup kendi milli hâkimiyetine kavuşmasına sebep olmuştur. Almanya, İtalya, Fransa, İngiltere gibi pek çok devleti de güçlendirmiştir.

Bu kavram, Osmanlı İmparatorluğunun yıkılma sebeplerinden biri olmuştur ama Türk milletini, milli hâkimiyetine ve tam bağımsızlığına kavuşturmuştur. I. Dünya Savaşı sonunda işgallerin başladığı, ülkenin yağmalandığı, Türk milletinin yok edilmek istendiği bir dönemde milliyetçilik millete yaşama, direnme ve yeni bir devlet kurma gücünü vermiştir.

Milli Mücadele, Milliyetçilik İlkesinden Güç Alınarak Başlatılmıştır

Bu ülkenin sınırları içinde yaşayan veya yurtdışında bulunan ancak kendini Türk addeden ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşıyım diyen herkes bu ülkenin vatandaşı anlamında Türk görülmüştür. Bu anlayışa göre etnik köken itibariyle Türk, Kürt, Arnavut, Boşnak, Zaza, Gürcü, Çerkez, Pomak, Çingene, Arap, Laz, Süryani, Ermeni, Yahudi, Rum, Nasturi, Keldani, Bahai, Leh, Malakan, ya da Dürzi vs. kim olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları içinde yaşayan herkes bu ülkenin vatandaşıdır. Bu vatandaşların farklı ana dilleri olabilir. Bu dilleri günlük hayatlarında kullanabilirler. Ancak devletin resmî bir dili vardır, o da Türkçedir.

Bu ilkeyle geçmişin aksine Türk diline değer verilmiş, Türkçe, okullarda öğretilen ve her alanda kullanılan devlet dili haline gelmiştir. Atatürk’e göre Türk milletine Kürtlük, Çerkezlik ve hatta Lazlık veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek suretiyle yapılan yanlış adlandırmalar geçmişteki keyfi idare devirlerinin mahsulüdür. Çünkü bu millet efradı da umumi Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlâka, hukuka sahip bulunuyorlar. Yani Türk milletindendirler.

Atatürk’ün Milliyetçilik ilkesinde ırkçılık yoktur. Ona göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları içinde veya dışında yaşayan ancak kendini Türk hisseden herkes Türktür.

1924 Anayasasının 88. Maddesi şöyle düzenlenmiştir: “Türkiye ahalisine, din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk denir.” Onun için Atatürk, “Ne mutlu Türk olana!” değil, “Ne mutlu Türküm diyene!” demiştir. Türküm demekle Türk olunmayacağının bilincindedir. Burada önemli olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin vatandaşı olan herkesin kendini bu anlamda Türk görmesi ve hissetmesidir.

Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, Atatürk’e göre hep bir milletin evlatları, hep aynı cevherin damarlarıdır. Bu ilkenin ırkçılıkla alâkası kesinlikle yoktur ve karıştırılmamalıdır. İstilacılık ya da yayılmacılık hedefi de bulunmamaktadır. Atatürk’e göre Türk milliyetçiliği, Türk milletinin varlığını kurtarmış, bütünlüğünü sağlamış ve korumuştur.

Türk milleti her türlü tehlikeye karşı vatan sevgisiyle birleşip bütünleşmiştir. Bu ilkeyle etnik farklılıklardan dolayı çıkması muhtemel kavgalar önlenmiş ve milletin birlik ve beraberliği sağlanmıştır. İnsanların farklı etnik kökenden gelmesi Türkiye’nin zenginliğidir. Ancak Türkiye’nin birlik ve beraberliğine kast eden, bölgecilik, bölücülük, ayrımcılık yapan, vatanla, milletle, devletle, bayrakla ya da Türkiye’nin milli ve manevi değerleriyle problemi olan her kim olursa olsun bu anlayış içinde kendine yer bulamaz.

Milliyetçilik ilkesiyle vatan birliği, dil birliği, ırk ve soy birliği, siyasal varlıkta birlik, kültür ve tarih birliği kavramları da ön plâna çıkmaktadır. Kültür ve tarih birliğinden kasıt, Asyatik kökenlere gitmektir. Aynı şekilde dilde birlikte kasıt doğal olarak Türkçedir. Dillerin birbirlerinden etkilenmeleri tabii olduğundan, Türk dilinin Farsça ve Arapça gibi iki farklı kültür çevresinin etkisinden soyutlanmasından ziyade baskısından kurtarılmasıdır.

Soy ve köken birliği ise eskiden beri geçerliliğini koruyan yabancı soylu askeri ve sivil yönetimin Türk unsurlarına devri ve seçkin kadroların Türkleştirilmesi değil Türkleşme sürecinin başlatılmasıdır. Bu yapılmaya çalışılırken hareket noktasının tarihten ibret alınma olduğu göz ardı edilmemelidir. Zira genellemeden kaçınılmakla birlikte bazı unsurlar arasında zemini uygun bulanların Türk milletine ihanet hususunda tereddüt etmedikleri tarihî bir hakikattir. Bundan hareketle milletin aslî unsurunun hiç olmazsa ihmal edilmemesi fikri Milliyetçilik ilkesi ile milletin eşitlenmesi ve bunun hayata geçirilmesi hedeflendi. Bu ilke ülkenin bütün vatandaşlarının yönetim ve devlet mekanizmasında yer almasının yolunu açtı. Tarih Tezi ve Dil Teziyle toplumun kendine dönmesini ve kendini bulmasını sağladı. Milliyetçilik ilkesiyle Türk milleti milli bir kültüre erişti. Ancak, Atatürk’ün erken ölümü ulus/millî devlet anlayışının tam rayına oturmasını engelledi.

Milliyetçilik anlayışı aynı zamanda karmaşık/kozmopolit yapıdan, aşiret ve kabile hayatından çağdaş/modern topluma geçişi ve millet bilinci oluşturmayı amaç edinir. Bu o dönemde bir zorunluluktur. Çünkü Araplar, İranlılar, Arnavutlar veya Boşnaklar gibi pek çok Müslüman topluluk kavmiyet özelliklerini korurken Osmanlı Devleti coğrafyaya dayalı bir vatan kavramını ve millet kimliğini, soy varlığını önemsememişti.

Türkler tarih sahnesine çıktıkları andan itibaren Büyük Hun İmparatorluğu, Batı Hun İmparatorluğu, Akhun İmparatorluğu, Göktürk İmparatorluğu, Avar İmparatorluğu, Hazar İmparatorluğu, Uygur Devleti gibi kavim adlarıyla anılan devletler kurmuştu. Ancak ilk Müslüman Türk devleti Karahanlılar’dan itibaren bu anlayış değişmiştir. Şahıs ve yer adlarıyla anılan Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Anadolu Selçuklu Devleti, Harzemşahlar Devleti, Altınordu Devleti, Timur İmparatorluğu, Babür İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu gibi devletler ve yine kişi adlarıyla anılan pek çok beylik kurulmuştur.

Atatürk yeni kurduğu devletin adını Türkiye Cumhuriyeti koyarak yeniden millet anlayışına dayalı devlet geleneğine dönmüştür. Türk milletini kendi adıyla anılan yeni bir devlete kavuşturmuştur.

Atatürk bu konuda şunları söylemiştir: “Cihan tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osman Devleti tesis eden ve bunların hepsini hadiselerle tecrübe eyleyen Türk milleti, bu defa doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatında bir devlet tesis ederek, bütün felâketlerin karşısında, doğuştan taşıdığı kabiliyet ve kudretle yerini aldı. Millet, mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve milli saltanat ve egemenliğini bir şahısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerden meydana gelen bir yüce mecliste temsil etti…”.

Milliyetçilik ilkesine göre, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sınırları içinde yaşayan milyonlarca insan tek bir millettir. Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk halkına Türk milleti denir. Türk milleti denildiği zaman etnik anlamda bir topluluktan bahsedilmemektedir. Bu topraklarda yaşayan herkes bu tanımın içindedir. Bu milliyetçilik anlayışının esasında kültür milliyetçiliği vardır. Bu anlayış birleştirici ve bütünleştiricidir.

Devletin sınırları içinde yaşayan herkes, hiçbir ayrım gözetmeksizin vatandaşlık bağıyla devlete bağlıdır. O, bölücülüğü ve ayrımcılığı reddeder. Türk milletini birlik ve beraberlik çatısı altında birleştirir, bütünleştirir ve yüceltir. Türk milletini ırk ya da etnik köken itibariyle parçalayıp güçsüz düşürmek isteyenlere karşı koyan en büyük güç, Milliyetçilik ilkesidir. Atatürk bu ilkeyle milli devlet, milli iktisat, milli tarih, milli dil ve milli kültür anlayışını da geliştirmiştir.

Bir Cevap Yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Makaleler

İzmir’in Kurtuluşu

9 Eylül, Mondros Mütarekesiyle başlayan haksız işgal girişimlerine karşı Türk Milletinin bölgesel direnişinin, Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasıyla topyekün mücadeleye dönüştüğü zaferin sembol tarihidir. 26 Ağustos...

Sivas Kongresi

Osmanlı Devletinin fiili olarak parçalandığı süreçte Balkan savaşı ve Birinci Dünya savaşının kaybedilmesi, Mondros Mütarekesinin ağır şartları Atatürk tarafından Milli Mücadelenin başlatılmasına vesile olmuştur. Türkiye...

Sivas Kongresi ve Amerikan Mandası

Sivas Kongresi öncesinde üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devletinin yeniliklere ayak uyduramaması Meşrûtiyet’in ilanıyla sonuçlanmıştır. Kırk yıl tahtta kalan Abdülhamid döneminde Osmanlı büyük toprak...

Atatürk’ün 5. Süvari Kolordusunu Teftişi

Büyük Taarruz öncesi Başkomutan Atatürk, Sovyet ve Azeri büyükelçi, askeri ataşelerle birlikte Sivrihisar, Çay, Akşehir, Ilgın, Konya’yı kapsayan cephe gezisi ve denetlemelerde bulunmuştur. Atatürk...

Büyük Taarruzun Başarısı

26 Ağustos’ta Türk Milletinin var olma mücadelesi olarak tarihe geçen Büyük Taarruz taktik ve stratejik planlamasıyla tüm dünyadan gizli tutularak icra edilmiştir. İngilterenin Yunan...