18.2 C
New York kenti
Perşembe, Ekim 22, 2020

Buy now

Paul Bonatz ve Anıtkabir

Paul Bonatz, 1942 yılında Anıtkabir yarışması için Türkiye’ye gelmesi Türk mimarlar üzerindeki etkisi açısından son derece kritiktir. Yarışmanın ana gayesi olarak tasarlanması istenen Anıtkabir kompleksi ideolojik açıdan temsiliyetin temsiliyetidir, bu nedenle Türkiye’nin gelmiş geçmiş en önemli mimarisi olarak anılacak ve tarihe geçecektir. Bu perspektiften bakıldığında Anıtkabir mutlak metin olarak karşımıza çıkar.

Anıtkabir, Türk Milleti ve yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti Devletini kendi bünyesinde tek başına temsil eden Mustafa Kemal’i, hem tüm benliği hem de icraatları ile birebir ve dolayımsız temsil edecek bir mecra; anlamı yeni yorumlar ve başka anlamlara kapatılmış, ezberlenmiş ve değiştirilemeyecek bir mutlak metin olarak karşımıza çıkar ve mimarlık tarihi anlatılarında bu şekilde anılır.

Anıtkabir için Komisyon Kurulması

Meclis, mozole için Ankara’da müsait yerleri araştırmak üzere, Hermann Jansen, Clemens Holzmeister, Rudolf Belling gibi yabancı uzmanların bulunduğu bir komisyon görevlendirir. Komisyonun meclise sunduğu sekiz öneriden en çok üzerinde durulanı Çankaya’dır. Komisyon üyeleri vekiller Falih Rıfkı Atay, Salah Cimcoz ve Ferit Celal Güven mozole alanı olarak Çankaya’yı tavsiye eden bir rapor verirler. Söz konusu raporda Atatürk hayatı boyunca şehrin her tarafına hakim Çankaya’dan ayrılmamıştır. En muhteşem abidelerin inşasına müsait olmakla birlikte maddi manevi bütün şartlara haizdir. Atatürk’ü ölümünden sonra Çankaya’dan ayırmayı haklı gösterecek hiçbir sebep bulamadık. Onun için bizler Çankaya fikrinde ısrar ediyoruz” cümleleriyle sonlanmaktadır.

Çankaya’nın anlamsal olarak projeye ev sahipliği yapması fikri dönemin nostaljik, duygusal ve romantik şartları değerlendirildiğinde manidar, diğer yandan da tartışmaya açıktır. Bu fikre karşı olarak öne sürülen en kritik sav; Çankaya Köşkü’nde ikamet edecek Cumhurbaşkanlarının mezar bekçisi konumuna düşecek olmaları ve dolayısıyla konumun özerk değerini yitireceğidir.

Çankaya’ya Rağmen Rasattepe Teklifi

Keşif çalışmaları devam ederken, komisyonun üyesi Trabzon milletvekili Mithat Aydın sekiz öneriden hiçbirinin uygun olmadığını ifade ederek Rasattepe’nin mozole için en uygun yer olduğunu gündeme getirir. Afife Batur’a göre bu öneri Mithat Aydın’ın mimar içgüdüsünden doğmaktadır. Rasattepe, kentsel morfoloji bağlamında proje için en uygun alan olma özelliğine sahiptir. Fakat Çankaya’nın duygusal yoğunluğuna karşı Rasattepe’nin kabul edilebilmesi rasyonel bağlamda pek de basit değildir.

Öneriyi milletvekilleri için çekici kılmak amacıyla Balıkesir Milletvekili Süreyya Özge Evren ay-yıldız metaforunu üretir ve bu metaforu şu cümlelerle güçlendirir. Rasattepe’nin bunlardan başka bir özelliği daha vardır ki, hayli genişçe olan her kişiyi derin bir şekilde ilgilendirir sanırım. Rasattepe, bugünkü ve yarınki Ankara’nın genel görünüşüne göre, bir ucu Dikmen’de, öteki ucu Etlik’te olan bir hilalin tam ortasında bir yıldız gibidir. Ankara hilalin gövdesidir. Anıtkabir’in burada yapılması kabul edilirse, şöyle bir durum ortaya çıkacaktır. Türkiye’nin başkenti olan Ankara şehri, kollarını açmış Atatürk’ü kucaklamış olacaktır. Atatürk’ü böylece bayrağımızdaki yarım ayın yıldızının ortasına yatırmış olacağız. Atatürk bayrağımızla sembolik olarak birleşmiş olacaktır.

Anıtkabir Projesi için Yarışma Açılması

Proje alanı olarak Rasattepe’nin belirlenmesinin ardından meclis, Anıtkabir projesi için uluslararası yarışma açılacağını ilan eder. Yarışma ile ilgili tebliğ 18 Şubat 1941’de yayınlanmasına rağmen başlangıç tarihi 1 Mart 1941 olarak netleşir.

Açılan Yarışma Şartlarına Eleştiriler

Anıtkabir konusu ile ilgili ikinci tartışma; yarışma bağlamında ortaya çıkar. Açılan yarışmanın sadece yabancı mimarların katılımına açık olması dönemin popüler ve mesleki yayın organlarında kendine geniş yer bulur. Türkiye Yüksek Mimarlar Birliği, meclise “Atatürk için yapılacak Anıtkabir projesinde Türk mimarlarının vazife almaya hazır olduklarını” belirten bir dilekçe gönderir. Aynı günlerde Tan Gazetesi, konuyla ilgili yayımladığı bir yazıda “Türk Mimarları bu şerefli işin Türk sanatkarlara bırakılacağını ümit ediyorlar. Mimarlar diyorlar ki, Biz Atatürk devrinin mimarları, onun bıraktığı Türk inkılabını Türk milletine layık bir surette gelecek nesillere anlatacak bu milli eseri yapma vazifesi ile karşı karşıyayız” cümleleriyle yer verir.

Genel olarak bakıldığında Türk sanat ve mimari çevreleri, Anıtkabir’i Türk sanatçısının yapması gerektiğini düşünmektedir. Meslek milliyetçiliği ve dayanışmanın sergilendiği, mimari alanda yabancı karşıtlığı düşüncelerinin hakim olduğu anlaşılmaktadır. Türk mimarlarının Anıtkabir’i inşa etmeleri gerektiğini düşünenlerin temel tezleri, Anıtkabir’in inkılapların sembolü ve milli bir mesele olmasıdır. Türk mimarlığının yeterli seviyeye ulaştığını ve Türk mimarlarına güvenilmesi gerektiğini savunanlar, yabancı mimarları isteyenleri ise aşağılık duygusuna kapılmakla ve yabancı hayranlığı ile suçlamaktadırlar. Bu gündem dahilinde komisyon, yarışmaya ancak büyük ölçekte bir eser ortaya koymuş Türk mimarlarının yarışmaya iştirak edebileceğini duyurur. Bu fikir de oldukça fazla eleştiriyle karşılaşınca, yarışma, herhangi bir şart gözetmeksizin Türk mimarlarına açılır.

Anıtkabir Uluslararası Serbest Proje Yarışması’na başvuru süresini 25 Ekim 1941 tarihinde Bakanlar Kurulu uzatma kararı alır. Projenin son teslim tarihi 2 Mart 1942 olarak belirlenir. Uzatmanın nedenleri arasında savaş sebebiyle meydana gelen sıkıntılar, jüri heyetinin belirlenmemiş olması, yetersiz katılım gibi unsurlar sayılabilir.

Paul Bonatz’ın Jüri Olarak Davet Edilmesi

Paul Bonatz; muhtemelen hayatı ve kariyerinin dönüm noktasını teşkil eden söz konusu jürilik görevine 1942 yılının Şubat ayında resmi olarak davet edilir. Paul Bonatz anılarında Stuttgart’ta edindiği Türk mimar (Arif Hikmet Holtay, Sabri Oran, Mithat Yenen ve Kemali Söylemezoğlu) dostları sayesinde dönemin Başbakanı Refik Saydam tarafından yarışma jürisi olarak davet edildiğini belirtir. Arif Hikmet Holtay, hükümet ile Bonatz arasında önemli bir köprü görevi üstlenmiştir.

Yarışmanın uluslararası karakteri, jürinin de uluslararası olma şartını beraberinde getirir. 6 kişiden oluşan jüri heyeti Muammer Çavuşoğlu, Arif Hikmet Holtay ve Muhlis Sertel olmak üzere üç Türk ve Iwar Tengboom, Weichinger ve Paul Bonatz’tan oluşan üç yabancı üyeden oluşmaktadır. Çeşitli mimarlık tarihi metinleri ve kaynaklarında Paul Bonatz’ın kudretli ismi sayesinde jüri başkanı olduğuna ve mimarın bu sıfatla yarışma sonucunu kendi isteği doğrultusunda manipüle ettiğine dair birtakım yorumlar bulunsa da aslında Bonatz basitçe, komisyondaki en yaşlı üye olduğu için jüri başkanlığına seçilmiştir. Mart 1942 tarihli ve Kemali Söylemezoğlu’na yazdığı bir mektupta, Bonatz, kendisinin tüm itirazlarına karşın yine de başkan seçildiğini ifade eder.

Yarışmaya 49 proje katılır, katılımcıların hemen hemen yarısı Türkiye’dendir. İki proje çeşitli sebeplerden dolayı geçersiz sayılır ve değerlendirme 47 öneri üzerinden yapılır. Ankara Sergi Evi jüri heyetine tahsis edilir. Katılımın beklendiği kadar yüksek olmaması kısa bir değerlendirme süreci olacağı düşüncesi beklentisi türlü türlü farklı referans içeren proje ve fikir ayrılıkları sebebiyle uzamıştır.

Anıtkabir Projelerinin Değerlendirilmesi

Yapılan değerlendirmeler neticesinde sekiz proje finale kalır. Finale kalan proje sahipleri, Johannes Krüger, Kemali Söylemezoğlu-Kemal Ahmet Aru-Recai Akçay, Emin Onat-Orhan Arda, Feridun Akozan-Mehmet Ali Handan, Giovanni Muzio, Ronald Rohn, Arnaldo Foschini, Guiseppe Vaccaro, Gino Franzi. Jüri sayılan bu isimler arasından ilk üç proje olarak Arnaldo Foschini, Johannes Krüger ve Emin Onat-Orhan Arda’nın önerilerini işaret eder. Diğer beş proje mansiyonla ödüllendirilmeye hak kazanır.

Türkçe ve Fransızca olarak 33 sayfa hazırlanan jüri raporu üç önemli öneri ihtiva etmektedir. Bunlardan birincisi, Anıtkabir’in yapılacağı yerin çevresindeki araziden yaklaşık 30 metre yüksek olması nedeniyle proje sahasının çevresinde yapılacak binaların inşasında dikkatli olunması gerekliliğidir. Bunun amacı, Anıtkabir çevresinde yeşil alanlarla düzenlenmiş, alçak binalardan oluşan bir yerleşim alanı öngörülmektedir. İkinci uyarı, proje sahiplerinin çoğunluğunun anıta ulaşan yolu geniş merdivenlerle tepenin eteğine kadar indirmesine dairdir. Bunun yerine anıta, arazinin yapısına uygun serbest bir yol takip edilerek çıkılması önerilmektedir. Üçüncü ve muhtemelen tasarımı en sınırlayıcı öneri; daha önce anlattığımız Milli Mimari’nin yükselen taş kullanma eğilimi dahilinde, Anıtkabir’in inşaat tarzının kagir olması ve kullanılacak kesme taş için toprağın renginden daha açık bir renk tercih edilmesi yönündedir.

Hükümete sunulan raporda, seçilen üç projenin de doğrudan doğruya uygulamaya elverişli olmadığına dikkat çekilmiş, ve üç kritik öneri doğrultusunda mutlaka düzenlemeler yapılması gerektiğinin altı çizilmiştir. Arkitekt dergisi yazarlarının (ve özellikle Zeki Sayar’ın) yarışmanın sonucundan hiç memnun kalmadığı aşikardır. Sayar fikrini Anıt-Kabir Müsabakası Münasebetiyle başlıklı yazısında açıkça “Bu mühim hadise (yarışma), dünya buhranının en şiddetli devrine rastladığı cihetle maalesef ehemmiyetle mütenasip bir netice vermemiştir. Binaenaleyh müsabakanın neticesi birçok mimarımız gibi bizi de tatmin etmemiştir” sözleriyle dile getirmekte hatta “icap ederse müsabakanın yenilenmesinin” dahi göze alınması önerilmektedir. Sayar’ın aynı metinde yer alan, Onat–Arda projesini “milli bir karakteri olmadığı” iddiası da değerlendirmeye değerdir.

Emin Onat ve Orhan Arda’nın Türk Tarih Tezi’ne yukarıda belirttiğimiz bağlamda çok da isabetle karşılık gelen, antik bir tapınak görünümündeki projesi tam da milli olma noktasından yola çıkmış ve mimarlar tarafından aşağıdaki şekilde anlatılmıştır. Onat ve Arda, üsluplarında kullandıkları örnekleri meşrulaştırmak amacıyla Türk Tarih Kurumu tarafından Türk Tarih Tezi kapsamında ileri sürülen Türkiye ve Türk Halkı tarihini neredeyse kelimesi kelimesine alıntılamışlardır.

Emin Onat ve Orhan Arda’nın Proje Maksadı

Akdeniz milletlerinden bir çoğu gibi tarihimiz binlerce sene evveline gidiyor. Sümerlerden ve Hititlerden başlıyor ve Orta Asya’dan Avrupa içlerine kadar birçok kavimlerin hayatına karışıyor. Akdeniz medeniyetinin klasik ananesinin en büyük köklerinden birini teşkil ediyordu. Atatürk, bize, bu zengin ve verimli tarih zevkini aşılarken, ufkumuzu genişletti, bizi orta çağdan kurtarmak için yapılmış hamlelerden en büyüğünü yaptı. Hakiki mazimizin orta çağda değil, dünya klasiklerinin müşterek kaynaklarında olduğunu gösterdi. Bunun içindir ki, biz Türk Milletinin orta çağdan kurtulma yolunda yaptığı inkılabın önderi için kurmak istediğimiz anıtın, onun getirdiği yeni ruhu ifade etmesini istedik. İşte bunun içindir ki, garplılaşma yolunda en büyük hamleleri yapan Atanın Anıt-Kabrini, bir sultan veya Veli türbesi ruhundan tamamen ayrı, yedi bin senelik bir medeniyetin rasyonel çizgilerine dayanan klasik bir ruh içinde kurmak istedik.

Oysa söz konusu proje, içten ya da dıştan türbe ya da kümbet tasarımlarını andıran ve dolayısıyla İslami gösterge ve göndermelere sahip bir tasarımdır. Bonatz ise jürinin genel olarak İslami etkiler altında olduğu açıkça belli olan tasarımlardan neden kaçındığını ayrıntılarıyla anlatmıştır, Anıt-Kabir müsabakasını tetkik eden jüri heyeti bilhassa anıtın bir padişah türbesine benzememesi fikir ve kanaatinde idi. Ekseri resimlerde frakla görünen bu modern insanı ölümünden sonra da yeniden bir tarihi kıyafete büründürmek, onu büyük bir mücadelenin sonunda kurtulduğu maziye tekrar iade etmek olurdu. Bu ise muhakkak ki onun arzusuna aykırıdır.

Atatürk’ün milliyetçilik ilkesini, Osmanlı ve İslami bağlamlardan kopararak, yani tam olarak gerçek amacıyla kavramak Paul Bonatz’ın ayrıca işine gelmiş olmalıdır. Zira Türk Tarih Tezi’nin Osmanlı ve diğer İslami uzantılarını söküp atmak, geriye Anadolu coğrafyasının antikite dönemini bırakmak anlamına gelmekte, bu da Anıtkabir’i bir akropolis tapınağı şeklinde algılatmanın önünü kolaylıkla açmaktadır. Dolayısıyla Bonatz, “Anıt-Kabir’in silueti tektir, eşsizdir, bütün şekli ile bir sembol olacaktır. “Bir defa gören asla unutamaz” denilecektir” sözlerini sarf ederken, zihnindeki modern zamana uygun yeni klasisizmin karşılığını alabilmekten oldukça memnun kalmış olmalıdır.

Bonatz’ın yeni klasisizm görüşü, mimarın kendi ifadeleriyle biraz daha açıklığa kavuşturulabilir, Klasisizm devri olan 1800-1840 senelerinde üslup bugün olduğu gibi mühim bir mesele teşkil etmiyordu. Klasik üslup mimariye emin bir istikamet verici mahiyetteydi. Klasik cereyanın doğurduğu en güzel ve en büyük eserlerden biri de Vaşington’daki Lincoln abidesidir. Klasik devirden pek sonra meydana gelmesine rağmen aynı sanat seviyesini taşımaktadır. Bundan sonra mimarinin gerileme devri olan senelerde yukarıda adı geçen abidelere kıyas kabul edecek eserler meydana gelmemiştir. Ankara’daki Atatürk Anıt-Kabri burada bahsi geçen abideler arasında yer alacaktır. Mimaride gerileme devrinin artık arkada kalmış olmasıyla anıtın inşası müsait bir zamana rastlamaktadır.

Bu ifadeleriyle Klasisizm bağlamında Anıtkabir yapısını öven Bonatz, şüphesiz ki Nasyonal Sosyalist Almanya ve Faşist İtalya’nın mimari eğilimlerini, çağın diğer tercihlerine üstün görmekte zaman ve yerin ruhuna en uygun mimarinin rafine edilmiş bir klasisizm olduğunu savunmaktadır.

Yerin ruhuna uygun mimariden bahsederken, taş malzeme kullanımından söz etmek kaçınılmazdır. Milli Mimari’nin eğilimlerine uygun ve Sedad Hakkı Eldem’in düşüncelerine paralel olarak uzun asırlara dayanacak yapılar kurulmak istenirse, tabiatın vergisinden başka bir madde kullanmamak gerekir. Ancak tabiatın taşıdır ki vakarla ihtiyarlar. Burada duvarlar taş kaplama olmayıp eskilerin usulü üzerinde üst üste konan büyük taşlarla vücut bulmaktadır. Betonarme ve diğer teknik suni vasıtaların binaen kullanılmasından kaçınılmalıdır.

Bonatz’a göre “Burada mimari ezeliyetten gelip ebediyete intikal dercesine topraktan fışkırmaktadır”. Bu cümle, “ezelden gelen ve ebediyete doğru devam eden” bir süreklilik dahilinde tanımlanan ulus kavramının Anıtkabir’e birebir tercüme edilmiş halidir.

Hükümet Anıtkabir Proje Kararını Açıklıyor

Hükümet, 7 Mayıs 1942 tarihinde jüri heyetinin raporunu teslim etmesinden 45 gün sonra açıklar. Emin Onat ve Orhan Arda’nın projesi birincilik ödülüne layık bulunmasına rağmen projenin de uygulanmayacağı yönünde görüş birliğine varılır. Bu kararın ilan edilmesinden yaklaşık bir ay sonra hükümet kararını değiştirir. 9 Haziran 1942 tarihinde yayımlanan bir bildiriyle; jüri heyeti raporunda öngörülen değişikliklerin yapılmasının akabinde projenin uygulanmasına karar verildiği duyurulur. Bildiriye göre öngörülen değişiklik, Anıtkabir proje yarışmasında birinciliği kazanan projenin müelliflerinin de dahil olacağı bir uzman heyet tarafından yapılacaktır.

Emin Onat ile Orhan Arda Projesinin Revize Edilmesi

5 Nisan 1943 tarihinde Emin Onat ile Orhan Arda’ya, jürinin eleştirileri doğrultusunda altı ay içerisinde yeniden bir proje hazırlamaları tebliğ edilir. Mimarlar önerilen değişiklikleri dikkate alarak yeni bir proje hazırlar. Değişiklikler giriş yolunun şekli ve yönünün değiştirilmesi, çevre duvarlarının kaldırılması, mozolenin bulunduğu yer ve yönün kale eksenine göre değiştirilmesi, tören alanının yeniden düzenlenmesi, mozolenin etrafında bulunan yapıların dışarıya çıkartılması, lahidin yerinin değiştirilmesi ve benzeri müdahaleleri ihtiva etmektedir. Proje seçilmiş kişilerden oluşan bir komisyonun denetiminde gerçekleşir.

Başbakanlığın 27 Ekim 1943 tarihinde Eğitim ve Bayındırlık Bakanlıklarına gönderdiği yazıda Emin Onat tarafından hazırlanan Anıtkabir projesini incelemek ve sonucunu Başbakanlığa bir raporla bildirmek için Eğitim ve Bayındırlık birer uzman temsilci seçilmesi istenmektedir. Aynı yazıda seçilecek uzmanların Eğitim Bakanlığı’nda görevli Paul Bonatz ile bir heyet halinde çalışacakları bildirilmektedir. Bu gönderinin hemen ertesi günü Paul Bonatz başkanlığında, Sedad Hakkı Eldem, Bayındırlık Bakanlığı Yapı ve İmar İşleri Başkanı Sırrı Sayarı ve proje müelliflerinden oluşan komisyon kurulur, istenen değişiklikleri içeren uygulama projesi komisyona teslim edilir.

Paul Bonatz tarafından yazılmış ve müellifler tarafından yapılmış bu ikinci projeye ait uzunca bir rapor mevcuttur. Yapılan değişiklikleri ayrıntılarıyla anlatan bu raporda, iki tane önemli öneri yer almaktadır. Bunlardan ilki, mimarların projesinde yer alan iki avlunun ortadan kaldırılıp tek ve büyük bir toplanma alanına dönüştürülmesidir. İkinci öneri ise oldukça enteresandır, Bonatz’a göre, projenin iç ve dış mekanlarının birbiriyle olan çelişkisi ve uyumsuzluğu ancak mozolenin dikdörtgenler prizması şeklindeki formunu dairesel biçime dönüştürmekle gerçekleşebilir. Mimar, uygulama projesinin gelecek aşamalarında bu önerinin maketinin de yer almasını ve karşılaştırmalı bir tartışma ve değerlendirme yapılmasını istemektedir.

Anıtkabir Projesinin Temelinin Atılması

Müellif mimarlar bu rapor ışığında ve Bakanlar Kurulu’nun kararı doğrultusunda üçüncü bir proje hazırlar. Bonatz’ın ilk önerisi hayata geçirilirken ikinci önerisine dair herhangi bir çalışmaya ait muhtelif bir belgeye rastlanmamıştır. Yeni tasarımda iki tören meydanı birleştirilip tek büyük bir alana dönüştürülür, alanı müze, kabul salonu, idari ve askeri kısımlara ait binalar çevreler.

Anıtkabir İnşaatı

Mozole tüm görkemiyle tören alanının uç kanadında yer almaktadır. 180 metre olan allenin uzunluğu 220 metreye çıkarılır ve alle yine Bonatz’ın direktifleri doğrultusunda tören alanının aksını dik kesecek şekilde konumlandırılır. Uygulanan bu değişikliklerin ardından mimarlarla 4 Temmuz 1944 tarihinde sözleşme imzalanır ve 9 Ekim 1944’te Anıtkabir’in temeli atılır.

İktidar Değişikliği ve Anıtkabir

1950 yılında Türkiye Cumhuriyeti ilk kez tek partili dönemden çok partili döneme geçer. Cumhuriyet Halk Partisi, 17 yıldır elinde tuttuğu iktidarı 1950 seçimleriyle Demokrat Parti’ye bırakırken Milli Şeflik, tek parti ve benzeri tüm kavramlar tarihe karışır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin manevi bir anlam atfederek yıllar boyunca ilmik ilmik ördüğü Anıtkabir projesinin Demokrat Parti tarafından aynı ideolojik fikirlerle sahiplenilmesi elbette ki mümkün değildir. Demokrat Parti iktidara geldiğinde, Anıtkabir inşaatının bir an önce bitirilmesini ve aynı zamanda malzemeden tasarruf edilmesini istemektedir. Tasarımın en görkemli ve anlamsal bütünlüğe sahip bileşeni olan mozolenin yapımından tamamıyla vazgeçilmesi dahi tartışılan fikirler arasındadır.

Projede yeni hükümetin istediği doğrultuda değişiklik yapılması için Bayındırlık Bakanı Müsteşarı Muammer Çavuşoğlu, Paul Bonatz, Sedad Hakkı Eldem, Emin Onat ve Orhan Arda’dan oluşan bir komisyon kurulur. Komisyonun değerlendirmeleri sonucunda Paul Bonatz’ın görüşleri doğrultusundaki önerisi, mozolenin çatısının, yani çevresindeki sütunların en üst noktasını aşan büyük kütlesinin projeden kaldırılmasıdır. Bu kütlenin kaldırılmasıyla Anıtkabir hacim olarak hafifleyecek ve mimarların işaret ettiği gibi, deprem bağlamında büyük zorluklarla karşılaşılan taştan tonoz strüktürün teknik sakıncaları da ortadan kalkacaktır.

Komisyon, tonozlu yapı yerine kapalı şeref salonunun üstünün açık kalmasını ve lahdin açıkta, gök kubbenin altında tüm kütlesiyle yer almasını hükümete önerir ve bu öneri onaylanır. Lakin inşaat sırasında mozolenin üstünün açık bırakılmasının mahsurları görülerek tavanın kapatılmasına yeniden karar verilir.

Tunç Boran’ın yorumuyla, mimari gerekçeler tutarlı ve isabetli olsa da proje değişikliğinin ana nedeni, siyasi iradenin inşaattan tasarruf ederek Anıtkabir’i daha kısa sürede tamamlama yönünde aldığı karardır. Bu karar da, yeni iktidarın Anıtkabir’e yüklediği anlamların farklılaştığının ve tüm özellikleriyle alegorik olan tasarımın da bu anlam sapmasından etkilendiğinin en önemli göstergelerinden biri olarak kabul edilebilir.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Makaleler

İzmir’in Kurtuluşu

9 Eylül, Mondros Mütarekesiyle başlayan haksız işgal girişimlerine karşı Türk Milletinin bölgesel direnişinin, Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasıyla topyekün mücadeleye dönüştüğü zaferin sembol...

Sivas Kongresi

Osmanlı Devletinin fiili olarak parçalandığı süreçte Balkan savaşı ve Birinci Dünya savaşının kaybedilmesi, Mondros Mütarekesinin ağır şartları Atatürk tarafından Milli Mücadelenin başlatılmasına...

Sivas Kongresi ve Amerikan Mandası

Sivas Kongresi öncesinde üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devletinin yeniliklere ayak uyduramaması Meşrûtiyet’in ilanıyla sonuçlanmıştır. Kırk yıl tahtta kalan Abdülhamid döneminde Osmanlı...

Atatürk’ün 5. Süvari Kolordusunu Teftişi

Büyük Taarruz öncesi Başkomutan Atatürk, Sovyet ve Azeri büyükelçi, askeri ataşelerle birlikte Sivrihisar, Çay, Akşehir, Ilgın, Konya’yı kapsayan cephe gezisi ve denetlemelerde...

Büyük Taarruzun Başarısı

26 Ağustos’ta Türk Milletinin var olma mücadelesi olarak tarihe geçen Büyük Taarruz taktik ve stratejik planlamasıyla tüm dünyadan gizli tutularak icra edilmiştir....