18.2 C
New York kenti
Perşembe, Ekim 22, 2020

Buy now

Türkiye’de Laiklik Süreci

Laiklik kavramı hakkında Mustafa Kemal Atatürk, “Türk tarihinin en eski devirlerine bakılırsa görülür ki, Türk milleti din, inanç ile devlet ve siyaset işlerini birbirinden ayırmak gerektiğini ve önemini çok erken anlamıştır”. diyerek devrimlerinin gerçekleşeceği günün hesabını çoktan yapmıştır.

Fransız eski başbakanı M.Heriot’un, Mustafa Kemal Atatürk’e sorduğu sorunun cevabı ise manidardır “Paşam! Yüzyıllarca dini bir taasup içinde yaşayan bu Doğu memleketinde nasıl oldu da laikliği Türk milletine kabul ettirdiniz?” sorusunu Mustafa Kemal Atatürk şöyle cevaplıyordu: “Bizdeki taassup milletin ruhunda değildi. Belirli bir grubu kapsıyordu. Ben bu gerçeği gördüm. Milletimi gerçek yola yönelttim. Dini camiye, siyaseti de devlete bıraktım. Bundan sonra müspet ilimlerin ışığıyla çağdaş medeniyetin nimetlerinden faydalanmaya başladık.

Atatürk’ün Üstün Stratejisi

Türk Devrimi sürecinin devletin siyasal, hukuksal ve eğitsel alanlar başta olmak üzere bütün halinde laik bir yapıya ulaşması aşama aşama gerçekleştirilmiştir. Bu safhalar laiklik ilkesinin önündeki problem sahalarının ortadan kaldırılması eylemidir. Devrimin mimarı Atatürk üstün bir strateji izleyerek hedefe ulaşmıştır.

TBMM’nin açılmasından bir gün sonra Mustafa Kemal Atatürk, mecliste yaptığı konuşmasında; “Padişah ve halife, zorlama ve tehditten kurtulduğu zaman Meclis’in düzenleyeceği kanun esasları içinde durumunu alır.” derken siyasal düzene yönelik değişim sürecini de başlatmış oluyordu.

Saltanatın Kaldırılması ve Cumhuriyet’in İlanı

1 Kasım 1922‘de Saltanatın kaldırılması, Laik devlet hedefinde atılan önemli bir adım oldu. Sancısız gerçekleşen bu süreçte Meclis’te bir sıranın üzerine sıçrayan Mustafa Kemal Atatürk… “Meclis ve herkes meseleyi doğal görürse, fikrimce uygun olur. Aksi takdirde, yine gerçek gerektiği şekilde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir” sözleriyle devrimci tavrını sürdürmesi belirleyici olmuştur.

29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyet ile laik Türkiye’nin ilk tohumu atılmış oldu. Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetin ilanından bir yıl sonra perçinlenen devrimlerini şu sözlerle açıklamaktadır: “Türk milletinin keyfi yönetim ve zorbalıkla yönetilebileceğini sananlar, Türk’ü ve Türk tarihini bilmeyenler ve anlamayanlardı. Türk milletini demokrasiden başka bir şekilde yönetme imkanı yoktur.

Cumhuriyetin Karakteri ve Devrim Yasaları

Mustafa Kemal Atatürk, Serbest Cumhuriyet Fırkasını kuran Ali Fethi Okyar’a 1930 Ağustos’unda yazdığı bir mektupta; “Laik Cumhuriyet esasında beraberiz. Zaten benim siyasi hayatta bir taraflı olarak daima aradığım ve arayacağım temel budur.” vurgusunu yapmakta ve bu konudaki duyarlılığını belirtmektedir. Mustafa Kemal’in yüreğinde ve beyninde tanımını bulan ve sözlerine yansıyan Cumhuriyetin karakteri ve nitelikleri üç devrim yasasının kabulü ile somuta dönüşmüş, belirginleşmiştir. Bu devrim yasaları;

1-429 sayılı Şeriye ve Evkaf Vekaleti (Din İşleri ve Vakıfları) ile Genel Kurmay Bakanlığı’nın kaldırılmasına ilişkin yasadır. Bu yasanın kaldırılmasına ilişkin on dört maddelik yasa tasarısını din adamı Halil Hulki Efendi (Siirt Müftüsü) ve elli arkadaşı Meclis’e getirmiştir.
2-430 sayılı ”Tevhid-i Tedrisat” (Öğretimin Birleştirilmesi) yasası,
3-431 sayılı ”Halifeliğin Kaldırılması ve Osmanlı Hanedanı’nın Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışına çıkarılmasına” ilişkin yasadır.

Günümüz Türkçesi ile 430 sayılı yasanın ilk maddesi şöyledir: “Türkiye Cumhuriyeti’nde, halkın dünyaya ait işlerinin görüşülüp çözüme bağlanması TBMM’nin koyacağı yasalarla olur. Yüce İslam dininin inanca ve ibadete ilişkin kurallarının ve işlerinin yürütülmesi ve dinsel kurumların yönetimi ise, yeni kurulacak olan “Diyanet İşleri Başkanlığı’na aittir.” Anılan yasayla din ve devlet işlerinin ayrılması doğrultusunda önemli bir adım atılmış ve laik devlet düzenine geçişin önü açılmıştır.

430 sayılı “Tevhid-i Tedrisat (Öğretimin Birleştirilmesi) Yasa Tasarısı’nı ise, Saruhan (Manisa) milletvekili Vasıf Çınar ve 57 arkadaşı Meclis’e getirmiştir. Bir alt yapı devrimi olup, çağdaş uygarlık düzenine geçişin en önemli adımıdır. Eğitimin akla ve bilime dayandırılma eylemidir. Anılan yasayla laik ilkelere dayalı bir eğitim dizgesi (sistem) oluşturulmuştur.

431 sayılı ”Halifeliğin Kaldırılması ve Osmanoğulları soyundan olanların Türkiye dışına çıkarılmasına” ilişkin yasa tasarısını da Urfa milletvekili Şeyh Saffet Efendi ve 53 arkadaşı Meclis’e getirmiştir.

Atatürk’ün Yasalar Hakkındaki Görüşü

1 Mart 1924’te Mustafa Kemal Paşa, yasalara ilişin görüşünü Meclis’te yaptığı açılış konuşmasında şu sözlerle dile getirmiştir: “…İslam dinini, yüzyıllardan beri alışılmış olduğu üzere, bir siyaset aracı durumundan uzaklaştırmak ve yüceltmek gerekli olduğu gerçeğini de görüyoruz. Kutsal ve tanrısal olan inançlarımızı ve vicdanlarımızı, karışık ve türlü renkte bulunan ve her türlü menfaat ve ihtiyaçlara görünüş olan siyasetlerden ve siyasetin bütün öğelerinden bir an önce ve kesinlikle kurtarmak, milletin dünyaya ve ahirete ait mutluluğunun emrettiği bir zorunluluktur. Ancak bu şekilde İslam dininin yüceliği belirir.”

Halifeliğin Kaldırılması

15-22 Şubat 1924 tarihleri arasında İzmir’de düzenlenen “Harp Oyunları” esnasında Halifelik konusu ele alınmıştır. Başbakan İsmet İnönü, Milli Savunma Bakanı Kâzım Özalp ve Genel Kurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın katıldığı zirve toplantısında halifeliğin kaldırılması kararlaştırılmıştır.

Halifeliğin kaldırılmasıyla yaşama geçirilen yeni siyasal düzenin önemli bir çelişkisi giderilmiş oldu. Halifelik kurumu ile Cumhuriyetin iç içe olması olanaksızdı. Cumhuriyete karşı bir seçenek gözüyle bakılan Hilafetin ortadan kaldırılması ve Halife’nin de yurt dışına çıkarılması ile Cumhuriyetin en büyük siyasal rakibi tasfiye edilmiştir.

Hilafetin kaldırılması içeride ve dışarıda farklı tepkiler doğurmuştur. Kaldırıldığı süreçte; bazı Müslüman liderlerin halifeliği kurtarma çabalarına karşılık Türkiye’nin cesaretle yürüttüğü yenileşme siyaseti memleketin islam alemindeki itibarını azaltacağı yerde yükseltmiştir.

Şeriat Mahkemelerinin Kaldırılması

Saltanatın kaldırılması, Cumhuriyetin ilanı, hilafetin ilgası (yok hükmünde sayma) gibi laiklik açısından son derece önemli aşamaları geride bıraktıktan sonra, devletin laikleşme sürecini tamamlayacak olan adımlar atılmaya devam etmiştir. 8 Nisan 1924 günü Şeriat Mahkemeleri kaldırıldı. Bu adım çağdaş hukuk düzenine yönelişin göstergesidir. Aslnda Atatürk, laik hukuka yöneleceğinin ipuçlarını 1 Mart 1922’de TBMM’de yaptığı konuşmasında vermişti. Atatürk şöyle diyordu: Mecelle’nin bütün kurallarındaki “ezmanın tagayyüriyle ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz” (zamanların değişmesi ile hükümlerin değişeceği inkâr olunamaz) fıkıh (din) kuralı, (hukuk) politikamızda hareket noktamızdır.

“Mecelle’nin, dogmatik kurallarla toplumların sürgit yönetilemeyeceği” şeklinde çözümleyebileceğimiz sözlerine, Atatürk’ün vurgu yapması, bugün hâlen laikliği egemen kıldı diye hedef alınmasını da anlamsız kılmaktadır. 30 Kasım 1925’te ise, tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı. Atatürk, Kastamonu’da yaptığı bir konuşmada; “Efendiler ve ey millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler,mansıplar memleketi olamaz. En doğru ve en gerçek yol, medeniyet yoludur. Medeniyetin emir ve gereklerini yapmak, insan olmak için yeterlidir.” diyerek kendi deyimiyle “gericilik kaynakları”nın kapatılma gerekçesini yalın bir biçimde sergilemiştir.

Mustafa Kemal Paşa’nın 24 Ağustos 1925 günü Kastamonu’da şapka giyerek halkın karşısına çıktığını, bu tavrı ile bir dönüşümü başlattığını görürürüz. O, giyim kuşamı, giysiyi de bir uygarlık, bir laiklik konusu olarak ele almış, bunu konuşmasında işlemiştir. Çağdaş birey, çağdaş toplum ve çağdaş devlet yaratma yolundaki yürüyüşte çıkarılan tüm yasalar Batının çağdaş ölçütleri eksenindeki yasalardır.

Medeni Yasanın Kabulü

17 Şubat 1926 yılında kabul edilen Medeni Yasa, Şeriat Hukuku’nu terk etmenin en önemli dönemecidir. Çünkü Türk kadını erkekle eşit kılınmıştır. O, artık özgür ve eşit bir bireydir.

Atatürk 1921 yılında Berthe Gauilis ile yaptığı bir sohbette; onun “Türkiye’de kadının durumu ve yeri ne olacak?” şeklindeki sorusunu,“Tam eşitlik. Erkeklerin hakları ne ise kadınlarınki de aynı. Hürriyetlerini hakkı ile kazandılar. Milletin yarısının sosyal hayata yabancı, uzak kalması uygun bulunamaz” şeklinde yanıtlamış ve bu konudaki kararlılığını daha o günlerde belirtmişti.

Medeni Yasanın Kabul edilmesinin önemini Jaschke şu sözlerle dile getirmektedir: “Şimdi ilk defadır ki bir reformcu, Şeriat bilginlerinin dokunulmaz tekel alanı olan ailevi ve dini hayatın mahremiyetine girmeye cesaret etmişti. Tanrı vergisi Şeriat, Meclisçe kaldırıldı, kuralları hükümsüz ve geçersiz ilan edildi ve yerine yeni Türk Medeni Kanunu kondu.

1924 Anayasası’nda bulunan ve laik düzende yer almaması gereken 2 inci maddesindeki “Türkiye Devleti’nin dini,din-i İslamdır” hükmü çıkarılmıştır. Aynı zamanda dini deyimleri ve atıfları kaldırmak üzere üç hüküm daha değiştirildi. İslamlığın devletten ayrılması tamamlanmış ve Türkiye şimdi hukuken ve anayasal olarak, anayasasında, kanunlarında ve emellerinde laik ve modern bir devlet olmuştu.

Laikleşme sürecindeki bu uzun ve nefes kesici aşamaların son halkası, Şubat 1937’de yine bir anayasa değişikliği ile eklemlenmiş ve son nokta konulmuştu. Söz konusu değişiklikle laiklik, öteki Kemalizm ilkeleri ile birlikte Anayasa hükmüydü. Günümüzde de Anayasa’nın ikinci maddesinde değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez bir ilke olarak varlığını sürdürmektedir.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

Son Makaleler

İzmir’in Kurtuluşu

9 Eylül, Mondros Mütarekesiyle başlayan haksız işgal girişimlerine karşı Türk Milletinin bölgesel direnişinin, Yunan ordusunun İzmir’e çıkmasıyla topyekün mücadeleye dönüştüğü zaferin sembol...

Sivas Kongresi

Osmanlı Devletinin fiili olarak parçalandığı süreçte Balkan savaşı ve Birinci Dünya savaşının kaybedilmesi, Mondros Mütarekesinin ağır şartları Atatürk tarafından Milli Mücadelenin başlatılmasına...

Sivas Kongresi ve Amerikan Mandası

Sivas Kongresi öncesinde üç kıtada hüküm süren Osmanlı Devletinin yeniliklere ayak uyduramaması Meşrûtiyet’in ilanıyla sonuçlanmıştır. Kırk yıl tahtta kalan Abdülhamid döneminde Osmanlı...

Atatürk’ün 5. Süvari Kolordusunu Teftişi

Büyük Taarruz öncesi Başkomutan Atatürk, Sovyet ve Azeri büyükelçi, askeri ataşelerle birlikte Sivrihisar, Çay, Akşehir, Ilgın, Konya’yı kapsayan cephe gezisi ve denetlemelerde...

Büyük Taarruzun Başarısı

26 Ağustos’ta Türk Milletinin var olma mücadelesi olarak tarihe geçen Büyük Taarruz taktik ve stratejik planlamasıyla tüm dünyadan gizli tutularak icra edilmiştir....